Yasakların ve iş cinayetlerinin gölgesinde 1 Mayıs – Vedat Örüç

“Otoriterleşmiş bir zeminde yasakları aşmanın yolu, yasaklara rağmen mücadele etmektir.”

Sendikalar, işçilerin en önemli mücadele araçlarından biridir. İşçi sınıfının, sanayi devrimi ile tarih sahnesine çıktığı yıllarda patronlara karşı birlik olma çabalarının ürünü olarak ortaya çıkan sendikalar, her zaman patronlar ve hükümetlerin yasaklarına karşı kurulması için bedeller ödenen kurumlar oldu. Türkiye’de de sendikalar Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne devrolan ve yasaklardan hapis cezalarına kadar türlü baskılara karşın verilen işçi mücadelesi sayesinde 72 yıl önce yasal haklarına kavuştu. 20 Şubat 1947’de çıkarılan ‘5018 sayılı İşçi ve İşveren Sendikaları ve Sendika Birlikleri Hakkında Kanun’un” yürürlüğe girmesiyle, daha önce fiili olarak faaliyet gösteren sendikalar yasal olarak kurulabildi.

Bugüne gelindiğinde sendikaların konumu işçi sınıfının gündemindeki en önemli tartışma konularından birisi olmuştur. Bu yıl 1 Mayıs İşçilerin Birlik, Mücadele ve Dayanışma günü öncesinde de bu tartışma konusu önemini bariz bir şekilde ortaya koymuştur. Valilik’ten Taksim için izin çıkmaması sonucu yön Bakırköy’e çevrilmiştir… İşçilerin dayanağı olmak yerine hükümet ve patronların güdümüne girerek sınıf çıkarlarından uzaklaşan, yönetim yapılarında oluşan bürokratik yapılarla işçinin sesine, taleplerine sırtını dönen sarı sendika halini almış birçok sendikanın, hükümetin koyduğu yasaklara boyun eğmesi işçi sınıfı mücadelesine duvar olmaktan öteye gitmiyor.

 

Sendikaların bu tutumu, yıllardır kıdem tazminatını alamayan Uzel işçilerinin direnişinden, Real Market’te işinden çıkarılan işçilerin aylardır süren direnişine; Bursa’daki Cargill işçi direnişinden Muğla Tüvtürk, Eskişehir Tüvtürk/Reysaş, Şanlıurfa Tüvtürk/Polçak işçi direnişlerine; Tüpraş işçilerinin direnişlerinden ve Makro market işçilerinin direnişlerine kadar Türkiye’nin daha pek çok bölgesinde süren işçi direnişlerini gölgede bırakıyor.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin açıkladığı raporlara göre son 7 yılda en az 10.000 işçinin iş cinayeti sonucu hayatını kaybetmesi ve bu cinayetlerin devam etmesi yine sarı sendikacılığın boyun eğmesinden ve bu iş cinayetlerin karşısında sağlam bir iradeyle durmasından dolayıdır.

Sendikalar, işçilerin birleşme, mücadele ve dayanışma merkezleridir. Sendikaların işçilerin değil, patronların ya da onların güdümündeki sendikal bürokrasinin denetiminde olması sendikaların özü itibariyle en önemli mücadele aracı olması gerektiği gerçeğini değiştirmiyor. Tarihte de gördüğümüz gibi, sendikaların güçlü olduğu dönemler aynı zamanda işçi sınıfı hareketinin güçlü olduğu dönemlerdir. Bu ikisi arasında paralellik kurmak gerekiyor. Sendikal mücadeledeki zayıflık, sendikaların işçi denetiminin dışına çıkması ve sendikal bürokrasinin kontrolü altına girmesi Türkiye’deki sınıf mücadelesinin düzeyiyle alakalıdır.

Diğer pek çok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de sınıf mücadelesi olağan akış içerisinde sürmemektedir. Patronların ve hükümetlerin baskıları var olduğu müddetçe yasaklar da her daim var olacaktır. Bugün grev ve direnişlerin yasaklanması, çeşitli yöntemlerle engellenmeye çalışılması ve mücadele alanlarının, meydanlarının yasaklanması yasakçı zihniyetin ürünüdür. Bu yasakları aşmanın yolu mücadeledir. Bu yasaklara karşı yapılması gereken yasalara, sendikal mevzuata takılmadan mücadeleyi sürdürmektir. Avrupa’da, İngiltere’de sendikal mücadelenin yasaklandığı dönemlerde, işçiler, nasıl yasaklara rağmen bütün riskleri göze alarak kitlesel mücadele yürütüp yasakları kaldırdılarsa benzer bir şey bugün Türkiye’de de yapılabilir.

Bugün memlekette birçok işçi direnişi ve grevi ağır baskı koşullarına rağmen aylardır sürmektedir. Sendikalar işçilerin mücadele merkezlerinden biridir, işçilerin mücadele merkezlerinden olan sendikaların bu misyonunu, görevini yerine getirmesinin yolu işçilerin, gençlerin, kadınların ve tüm ezilenlerin birlikte mücadele zeminleri yaratarak ve bu var olan direnişleri dayanışmayla büyütmesinden geçer.

Sendikaların boyun eğdiği yasaklara rağmen işçiler, gençler, kadınlar ve toplumun ezilen kesimleri olarak bütün alanları mücadele alanlarına dönüştürmek gerekir. Taksim Meydanı 1 Mayıs 1977’de işçilerin uğruna canlarını verdikleri ve mücadele meydanları ilan ettikleri bir alandır. Taksim meydanı işçilerin direngen yönlerini hatırlatan mücadele dayanaklarından biridir. İşte bu yüzden Taksim Meydanı işçilere kapatılmaya çalışılmaktadır. Bu nedenle yasaklarla hayatımızı kuşatanlara, yönetenlere karşı yasakların yıkılması için ısrarcı ve mücadeleci bir pratik ortaya koymak gerekir.