Yeni AKP’nin demokrasisi Cizre, değişimi HSK, reformu kıdem tazminatını fona devretmek

Günahlarının bağışlanması için, insanlığın sadece onları oldukları gibi betimlemeye ihtiyacı vardır.
                                                                                                                 Karl Marx

Toplumsal siyasal karmaşanın en yüksek yoğunlukta olduğu dönemler, ideolojik-politik dağınıklığın ve krizin en derinleştiği dönemlerdir. Böylesi tarihsel eşikler aynı zamanda ideolojik netleşmenin, billurlaşmanın ve her açıdan yenilenmenin, yeni doğumun şafağını işaret eder. Ülkemiz uzun süredir bir türbülansın içindedir. Ortadoğu’daki krizlere emperyalizmin bulduğu iç savaş çözümü kapımızda beklemekte, daha yakın zamanlarda sağda solda patlatılan canlı bombalarla gelecek olanın fragmanları bütün topluma izlettirilmektedir. AKP ve Saray iktidarı, emperyalizmin Ortadoğu’daki iç savaş siyasetinin giderek doğrudan tarafı haline gelmiş ve bu süreç içerisinde emperyalistler arasındaki rekabetten geçici olarak ortaya çıkan toz bulutunu oldukça yanıltıcı biçimde hatta ahmakça “boşluk” sanıp boşalan yerlere ve ilişkilere dair “bağımsız” taktik siyasetler gütmeye çalışmış, neredeyse geliştirdiği tüm adımları eline yüzüne bulaştırarak çuvallamıştır. Artık yenilgi tornistanından postu pahalıya satma amacı gütme pratiklerine geçip El Bab ve Astana girişimlerinden Pirüs zaferi yaratmak acizliğine düşülmüş, zafer yerine hezimet bulunmuştur. ‘Daha ilerilere gideceğiz’ söylemi bizzat eski stratejik ortağın Reis ve şürekası tarafından büyük umutlar beslenen yeni başkanı Trump ve yeniden büyük dost sayılan Putin tarafından boşa çıkarılmıştır.

15 Temmuz darbe girişiminin sonrasındaki siyasal süreçlerde, Tayyip Erdoğan’a iktidarı verenler ile arasındaki bilek güreşi, it dalaşına, iç savaşa dönüşecek mi sorusu çokça sorulur olmuştur. Siyasal İslam AKP iktidarıyla uzun bir süre “diyalogcu-barışçı” söylemlerle toplumsal siyasal alanda kendi lehine bölünmeler ve ittifaklar yaratarak bugünlere geldi. Bir yandan kendi ideolojik hedeflerini inceden inceye pratikleştirip hakim hale getirirken olası muhalif çıkışları doğrudan ya da dolaylı ittifaklar biçiminde veya baskı, tehdit, satın alma biçimlerinde yalıtmanın yollarını hep buldular. Liberallerin “kullanışlı aptal” olduğu yaşanan gelişmelerce defalarca teyit edildi. MHP’nin 16 Nisan referandumundaki pozisyonuyla bu yaftayı hak edip etmediği ayrı bir tartışma konusu. AKP bu siyaseti uzunca bir süre dün Hizmet bugün FETÖ dedikleri cemaat kadrolarıyla birlikte hatta doğrudan onların planlaması ve stratejisine eklemlenerek yürüttü. Ergenekon, Balyoz gibi davaların tasarım ve polis operasyonu aşamasından iddianame süreçleri de dahil olmak üzere Reisin hepsinden haberdar olduğu biliniyor. Erdoğan’ın siyasal özelliği gereği dün yaptığına bugün “kandırıldık” yarın tekrar “ben yaptım” diyeceğini de ortada. Yarın kongrede şapkadan yeni tavşanlar ortalığa salınacaktır. O numaralara kanacaklar da üç aşağı beş yukarı belli.

Lenin’in belki en önemli özelliklerinden biri ideolojik mücadeleyi en açık biçimde partinin içindeki eğilimlerden başlayarak ülke ve dünyadaki her tür egemen düşünceyle ayrımsız ve acımazsız bir biçimde yapmasıydı ve bugün Leninizm diye bahsettiğimiz külliyat aşağı yukarı bu polemiklerle şekillenmiş pratik olarak doğrulanmış düşüncelerden oluşmaktadır. Reis, şaibeli referandum sonucunun zayıf meşruiyetini arkasına alıp yeni rejimi inşa sürecini çaldığı Yılkı Atı’yla dört nala götürmek istiyor. Dış politika neredeyse müttefik bırakmadı, dolayısıyla içeride yeni müttefikler için yeni manevralara ihtiyacı var.

“3. Atılım dönemi Demokrasi, Değişim, Reform” sloganıyla yeni kullanışlı aptallar arayışına çıkılmışken-bu durumda MHP ile ittifakın Reis’in elini kolunu bağladığı Ortadoğu siyasetinde kilitlenmeye yol açtığı vb tartışmalar yapılırken- küçük bir polemikçi müdahale yapmak politik etik açısından önemli ve Leninist yönteme uygun.

Karmaşadan çıkmak için bir önceki yani 2010 referandumunda bugünkü iktidarın siyasal pozisyonuna açık, gizli ya da dolaylı destek veren kullanışlılara dair birkaç kelam edip bu defteri bir sonraki dönemin kavgasına kadar kapatmak lazım. Kapatmak lazım çünkü daha dün yani 16 Nisan referandumunda belki de en hırslı hayırcılar olarak etrafımızdaydılar yeniden… Evet bahsimiz liberaller ve sol liberaller yani namıdiğer Yetmez Ama Evet’çiler (YAE)ile ilgili… Elbette bunları iki biçimde tanıyoruz. Birincisi medya alanında bilinirliği yüksek şahsiyetler olarak tanıyoruz ve bu kesimin ağırlığını saf kan liberaller oluşturuyor. Diğer bir kısmını ise bu noktaya sürüklenmelerinden önce sosyalist siyaset içindeki “yoldaşlıklar”dan tanıyoruz. Her dönemsel saflaşmada kuşkusuz belirli merkezlerin yönlendirmeleriyle özellikle taşrada ve büyük kentlerdeki yerel kadrolarda örgütsel kızgınlıkların oluşturduğu kökü eski birikimlere dayanan tavır alışlarla hiç beklenmedik pozisyonlara savrulunduğunu gözlemlemek mümkün. Aslında Evetçi bir konum almasına dair herhangi bir izi, geçmiş pratiklerinde bulamayacağınız kimi tertemiz insanlar bile bu kiri yüklenmek zorunda kaldı, o ya da bu gerekçeyle evet dedi. Yaşamı daha liberal ve konformist olan başka bazı insanlar ise Hayır konumu alarak olmadık bir itibari üstünlük pozisyonu aldı o dönem. Özellikle bu tipler olmadık anlarda bile rövanşist bir dille liberallere hücumu eksik etmediler. Sosyallikler ortadan ikiye ayrıldı. Özellikle taşrada zaten zor olan muhalif çabaları epey olumsuz etkiledi bu süreç.

Bizim yaklaşımımız şu: Biz liberalleri ÖDP kongresi neticesiyle yendik. En azından bizim tarafımızda yer alanlar hayat olarak olmasa da konum olarak doğru siyasal bir çizgide buluştular. Karşı tarafta yer alanlarla uzun mücadele arkadaşlıklarına, sosyalliklere sahip insanlar iki ayrı kampa ayrıldı. Ve bu ayrım 2010 referandumunda iki ayrı ideolojik konumu simgesel hale getirdi. Kesinleştirdi. Sonrasını Birgün Gazetesi’nin yazar kadrosunun serüvenlerinden izlemek mümkün. Cemil Ertem, Melih Altınok, Mehmet Metiner en bilinenleri, bu kadro dışından fakat sosyalliği ortak olan Mehmet Uçum…

Bu yazıyı referandumda farklı gerekçelerle birlikte HAYIR dedik ve bizim yani devrimcilerin sosyalistlerin Hayır’ı ile diğer Hayır’lar arasındaki ayrım ve ilişkiyi doğru tarif etmek lazım diye yazıyoruz. Liberaller yenilmiş bir kesim ve geçmiş konum ve hizmetleri nedeniyle günün karanlığının oluşmasında politik olarak ciddi pay sahibidirler ve bunun affı yok. HDP içinde gizlenmek değil sorun olan ya da orada dün ideolojik olarak destek attıkları iktidarın geliştirdiği şiddet politikasından nasiplenmek, riskler almak önemlidir, saygındır da ancak hala geçmişteki hatalı tutum konusunda bir özeleştirileri söz konusu değildir. Devrimci hareketlerde geçmişin büyük hatalarına dair olan özeleştiri yeni bir devrimci hareket yaratarak verilir ilkesi sol liberaller için uygulanamaz. Onlar için ilke halkın karşısına çıkıp açık aleni yüksek sesle özür dilemektir. Çünkü sahiden Metin Lokumcu öldürüldü, sahiden Suruç’lar, On Ekim’ler, Cizre’ler, Sur’lar oldu, sahiden Ali Tatar intihar etti, sahiden Ahmet Şık içeride, sahiden Demirtaş ve binlerce Kürt siyasetçi içeride, sahiden Kiralık İşçilik Yasası çıkarıldı, sahiden KHK’lar yüzbinlerin hayatını alt üst etti ve sahiden cuntacılar yargılanmadan geberip gitti ve sahiden durmayacaklar! Bizler de durmayacağız tavizsiz, cüretle Hayır diye diye direneceğiz. Ne kadar çok ölsek ne kadar çok içeri tıkılsak da…

Yukarıdaki listeyi suç dosyası diye yazmadık. Ancak DSİP, Yeşiller ve Sol Parti, UİDDER, Birikim Dergisi vb örgütler ve bunlara özellikle önderlik edenlerin, akılını üretenlerin bu sürecin politik zulüm süreçlerinden belli bir oranda sorumlu oldukları gerçeğini değiştirmiyor. 16 Nisan referandum kampanyasında değişik birleşik HAYIR zeminlerindeki sosyalistlerin bu kesimlerle yan yana geldiğini gördük. Aleni bir özeleştiri yokluğunda doğrudan yan yana gelmek aklamaktır, sorumsuzluktur. Amacımız kuşkusuz kendi yetersizliklerimizi, günahlarımızı liberallere yüklemek değildir. Kendi özeleştirimizi onların yamukluklarını sıkça dile getirerek örtmek de değildir. Ortak düşmana karşı savaşırken geçmiş, geleceğe bakışımızı ilkeler, değerler üzerinden belirler, var olur. Yine işi gücü bırakıp sanki esas düşman şu an onlarmış gibi liberallerle kavgaya tutuşmayı marifet sanan sorumsuzluklara karşı da uyarıcılık önemlidir. Çünkü odaklanmayı yavaşlatan bir işlev görüyor, hedefi bulanık kılıyor böylesi yaklaşımlar. Dediğimiz özetle şu: YAEciler eğer açıktan sol zeminlerle ilişki halinde olmak istiyorlarsa örgütsel olarak ve tek tek halka alenen özeleştiri vermelidirler yoksa solun dışında kendi meşreplerince ne yaparlarsa yapsınlar! uzak dursunlar, gölge etmesinler.

Vegaste -Başaran Aksu