Yüksel Taşkın ile söyleşi: “Hayırcılar değil Türkiye kazanıyor” (Gazete Duvar)

KHK ile ihraç edilen Marmara Üniversitesi Siyasi Tarih Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yüksel Taşkın, “Hayır çıkarsa şu olur bu olur söylemleri ile insanlar travmatize edilmiş durumda” dedi. Taşkın’a göre hayırı savunanlar ‘biz kazanıyoruz’ değil, ‘Türkiye kazanıyor’ demeli…

Prof. Dr. Yüksel Taşkın, AK Parti’nin referandum sürecinde “evet” oyu kullanacaklara karşı sarf ettiği söylemlerin AK Parti ve MHP seçmenleri tarafından olumlu karşılanmadığını söyledi.

Taşkın, “Bazı mafyatik kişiler rol kapmak için ortalarda geziniyor. Bence bu durum AKP ve MHP seçmeninin bir kısmını da rahatsız ediyor. Onun dışında hayırcılara da bir psikoloji verilmeye çalışılıyor. Bence bu tuzağa düşülmemesi lazım” dedi.

Referandumda “hayır” çıkması durumunda olacaklara dair söylemlerin insanları travmatize ettiğini belirten Taşkın, “Bence hayır çıkarsa şu an evet kampanyaları yürütenlerin bir sorunu olacak. Onlara çok ciddi bir mesaj verilecek” şeklinde konuştu.

Son KHK ile Marmara Üniversitesi’nden ihraç edilen Siyasi Tarih Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yücel Taşkın ile referandum süreci, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)’nin referandum çalışmaları ve gündemdeki konuları konuştuk. – Hacı Bişkin

*

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)’nin referandum kampanyasında özellikle diğer sol partilerle yakınlaşmamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

‘Evet’ ve ‘hayır’ın kemik oyları dışında kararsız bir seçmen alanı tayin etmişler. Buna yönelik bir iletişim yürütüyorlar. Kararsız seçmen iletişimi şeklinde bir kampanya yürütüyorlar. Zaten buna yönelik farklı aktörlerin yan yana beraberce bir kampanya yürütülmesi referandumların doğasına aykırı. Farklı farklı unsurların kampanya yürütmesi bir dinamizm de yürütür ama bazı şeylere de dikkat etmeleri gerekiyor. Çok fazla yan yana gelinmesine gerek yok. HDP’lilere oy verecek 6 milyon insana hitap edecek bazı mesajlar da olabilir. HDP ile yan yana gelip gelmeme konusundan ziyade bir normalleşme vurgusu da yapılabilir. Olağan hayata dönüş, hapiste olanların çıkabilmesine dair olanak sağlar, milliyetçi cepheye tarzı bir yapı gibi şeyler de yapılabilir. Bu yapılırken de çok fazla kaygı duymaya da gerek yok. Bunlar bizim fikirlerimiz. Ama genel olarak kararsız seçmen bir alan tespit etmişler ve herkes oraya oynuyor. Bir tek CHP değil hemen hemen herkes buraya oynuyor. Burada bir tuhaflık yok. Ama bence her seçmen kitlesine, mecliste grubu olan her partinin seçmenlerine mesajlar verilebilir. Bunun o kadar da imkansız olduğunu düşünmüyorum.

“AKP stratejisini gözden geçirdi”

Deniz Baykal, Haluk Koç gibi isimlerin referandum sürecinde aktif rol aldıklarını görüyoruz. Ayrıca CHP’nin toplantılarda parti bayraklarını kullanmamaya özen göstermesi gibi kararları nasıl değerlendiriyorsunuz?

CHP bu süreci kendi parti kampanyası gibi götürmemeye çalışıyor. Bence bu doğru bir karar. Hatta şu ana kadar sadece CHP değil bence ‘Hayır’cılar genel olarak bu durumu dikkatli götürdüler. Bu da karşı tarafın kampanya stratejisini gözden geçirmesine yol açtı. Şimdi sadece CHP değil ‘Hayır’cılar genel olarak AKP’nin kampanya stratejisini değiştirmesi ile ilgili bir başarıya ulaştı. Yani gündemi belirlemeye başladılar. Bunun dışında ben “Hayır kazanıyor”, “Hayır önde, biz kazanıyoruz” gibi ifadelerden ve özellikle “biz” kelimesinden uzak durulması gerektiğini düşünüyorum. Bunun yerine “Türkiye kazanıyor, bu hayırlar bütün Türkiye’nin kazancıdır, evetten hiç kimse kazanmayacak” gibi söylemler kullanılmalı. Çünkü miting dediğimiz şey partizanlığı ön plana çıkartmaya müsait bir şey. Ama bence mümkün olduğu kadar fazla insanla temas kurmak için sokakları ve evleri gezmek lazım. Bir de buralarda söylenilecek cümleler için ciddi bir eğitim de almak gerekiyor. Zaten miting formatı nihayetini doldurmuş bir format. Mitingler genelde taşıma su ile döner. Küçük iller dışında büyük illerde hiçbir etkisi de yoktur. Bu da zaten siyasal iletişim alanın da tartışma konusu. Mümkün olduğu kadar sizin dışınızda, parti örgütünün sosyolojisi dışında az da olsa temas kuruyorsanız doğru bir dille, mesajla, eğitimle mesaj verebilmektir önemli olan.

“Nasıl mesaj verdiğiniz önemli”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Erbakan’ın ölüm yıldönümüne katılması birçok yerde eleştirildi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben şahsen o tür eleştirilere hiç katılmıyorum. Sonuçta gittiğiniz yerde nasıl durduğunuz, nasıl mesaj verdiğiniz önemli. Bu tür ziyaretler olabilir, neden yadırganabiliyor bazı “Hayırcı” gruplar farkında olmadan ki çok da hak veriyorum, çünkü o kadar haksızlığa uğradılar ki insanların psikolojisini anlıyorum ama zaten amaç öfkenlenmeleri. Referandumların doğası gereği mümkün olduğu kadar referandumun amacı etrafında mümkün olduğu kadar yan yana gelişler zorlanmalı. Genel seçim değil zaten. Dolayısıyla oraya da gidilebilir. Son derece medenice bir tavır. Ama gidilen yerde ne söylendiği önemli. Nabza göre şerbet verirseniz orada samimiyetin ötesine geçilmiş olur. Bunlara dikkat etmek lazım. Gittiğiniz yerlerde kendiniz gibi olursanız sıkıntı yok bence.

“AKP ve MHP’nin seçmeni de rahatsız oldu”

AK Parti ilk başlarda “Evet” kampanyasına başlamadan önce “Hayır diyenler PKK’lı, FETÖ’cü” gibi söylemler kullanıyordu bu söylemlerin referandum sonuçlarını etkileyeceğini düşünüyor musunuz?Ayrıca yine geçtiğimiz cumartesi Birleşik Haziran Hareketi’nin iki üyesi bıçaklı saldırıya uğradı. Buradan baktığımız zaman bu referandum sürecinde sanki diğer genel seçim ve referandum süreçlerinden daha fazla bir şiddet eğilimi var.

Bu saldırılar tek taraftan kaynaklanıyor. Ölçülebilir bazı verilerle AKP ve MHP’lilerin “Hayır diyen teröristtir” söyleminden rahatsız olduğu tespit edildi. Bence bunu AKP’nin ölçümleri de tespit etti. Şiddet bir taraftan geliyor. Bazı mafyatik kişiler de rol kapmak için ortalarda geziniyor. Bence bu durum AKP ve MHP seçmeninin bir kısmını da rahatsız ediyor. Onun dışında hayırcılara da şöyle bir psikoloji verilmeye çalışılıyor. Bence bu tuzağa düşülmemesi lazım. Hayır çıkarsa şu olur bu olur söylemleri ile insanlar çok travmatize edilmiş durumda. Bence hayır çıkarsa bunu şu an evet kampanyası yürütenlerin bir sorunu olacak. Onlara çok ciddi bir mesaj verilecek. Ellerindeki bu kadar imkana rağmen hayır çıkarmak çok büyük bir zaferdir. Hayır çıkarsa şu olur, bu olur korkusuna kapılmamak lazım. Zaten yapılmak istenen de bu. İnsanları kitlemek, paralize etmek, en doğal hakları olan oy vermemelerine yol açmak.

“Zaferi kazanmaktan korku duyulur mu?”

Galiba hayırcıların sağda solda kampanya yapmadan önce hayır oyu verecek insanlara rahat olun şeklinde bazı mesajlar vermeleri lazım. Çünkü bunun ne kadar bir zafer olacağına dair umut barındırabilirlerse daha iyi olur. Zaferi kazanmaktan korku duyulur mu? İşte böyle tuhaf bir psikoloji var. Karşı taraf yani evetçiler çok yalpalıyor, çok ürküyor, bir şey ters gidiyor diye düşünüyorlar. Ters giden şey şudur: Evet vermesi beklenen insanların büyük bir kısmı paketin amacını anlamıyor. Yani ürün nedir anlamıyorlar. Evet vermek istiyor ama anlamıyor. Dolayısıyla bir kitlenme durumu var. Burada da bu insanların sandığa gitmeme olasılığı yüksek görünüyor. Yani bu şiddet esaretinin bir taraftan kaynaklandığı anlaşılıyor orada hata yapmamak lazım. Umarım hayırcı çevrelerinin hiçbirisi bu kutuplaşma tuzağına düşmez diye umuyorum.

“CHP’de bir boşluk görüyorum”

Peki CHP’nin Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerindeki çalışmalarını yeterli görüyor musunuz?

Bu bölgelerde kimse doğru düzgün çalışma yapamıyor. Orada şu an olağan bir seçim çalışması yürütülmediğine dair şeyler var. CHP’nin buraya dair mesajları olması gerektiğine inanıyorum. Mesela genel bir demokratikleşme, çözüm sürecinin önünü açabilir. Meclis çatısı altında gitmedik ama bundan sonra başkanlık geçmezse güçlü bir meclis çatısı altında bu meseleler ele alınabilir gibi mesajlar verilebilir. İlla Kürt seçmenlerine de hitap etmek gerekmiyor, demokrat, demokratlar gibi ifadeler de kullanılabilir. Burada CHP’de bir boşluk görüyorum. Daha cesur olmamalılar. Çünkü siz milliyetçi, merkez sağa mesaj veriyorum derken öbür tarafın da yabancılaşması ve sandığa gitmemesi gibi bir durum yaratabilir. Dolasıyla demokrasi tahayyülü güçlü meclis, demokrasi tahayyülü gibi mesajlar verilmeli.

“12 Eylül Anayasası’yla benzer durumlar yaşanacak”

Bütün bu çalışmalar 16 Nisan’dan sonra sandıktan ‘Hayır’ı daha güçlü bir şekilde çıkartmak için yapılan çalışmalar. Peki ya ‘Evet’ çıkarsa…

Bir kere bunun yasal altyapısı bütün medyası tekleyecektir. Çünkü yüzlerce yasa çıkacak. Ondan sonra bunun büyük bir maliyeti var. Bütün bunların ülkeyi istikrarsızlığa sürükleyeceği çok açık. Türkiye’nin şimdiki durumunun ötesine bir şey getirmeyecek. Dolayısıyla Türkiye başka bir noktada yine bu yaptığı hataları düzeltmek için mücadele etmeye devam edecek. Evetin başta Türkiye olmak üzere hiç kimseye bir faydası olmayacak. Uzun yıllar bunun yol açtığı sorunları revize etmek için çabalanacak. Nasıl ki 12 Eylül Anayasası ile o kadar uğraşıldı edildi, daha ikinci günden itibaren onun iyi bir anayasa olmadığı kabul gördü. Burada da o olacak. Ben şuna inanıyorum Evet kazansa bile şu andaki tarzları nedeniyle istikrarsızlık daha da derinleşecek. Yani Türkiye’nin bu tarz da gücün tek elde bulundurulup yönetilemeyeceği çok açık. O yüzden evetin istikrar getirmeyi çok açık. Türkiye yine yalpalamaya devam edecek. Yine bir noktadan sonra “Olmuyor, ne yapalım” diyeceğiz.

“Barış imzacılarının olağan hukukta veremeyeceği cevap yok”

Son KHK ile çok gürültü koptu ama önceki KHK’lerle de çok fazla akademisyen haksız yere ihraç edildi. Bizim barış imzacılarının olağan hukukta veremeyeceği bir cevap yok. Çünkü mevcut hukukumuz bile oradaki bir suç göremiyor. Dolayısıyla bütün bunlarla ilgili de mücadele devam edecek. Türkiye’de bir tür hukuk devleti kalacaksa bu davalar lehimize sonuçlanır. Ama burada şöyle bir şey var. İnsanlar o kadar çok korkuyor ki… Herkes böyle reflekslerle garip garip korkularla pırıl pırıl arkadaşımızı kapıda çevirmiş. Bizim bu arkadaşımız da bu yaşamda bana böyle bir alan yok diyerek böyle bir üzücü eylemde bulundu. Ama ben şuna inanıyorum: Bazı süreçlerde cesur olmak gerekiyor, yoksa korktuğumuz başımıza gelir. Şimdi korkan ve kendisini sansürleyenler bu ürküntülerini ele verdikleri zaman daha fazla şeye maruz bırakılır. O yüzden bu noktada daha fazla “Bunlar doğru değil” diyebilmeleri lazım.

Yorum Yazın