Zamanın tozuna üflemek – Ertuğrul Çelik

Türkiye’de örgütlü sosyalizm mücadelesinin başlangıç tarihi genel olarak 1920’de kurulan Mustafa Suphilerin TKP’si ile başlatılır. Bu tarihsel yanılgı ne yazık ki Türkiye sosyalistleri/devrimcilerinin büyük çoğunluğu tarafından da kanıksanmış bir olgu. Aslında bu durum, egemenlerin bu topraklarda sınıf mücadelesinin ilk ateşleyicileri olan enternasyonalist Ermeni devrimciler ve onların örgütü olan Sosyal Demokrat Hınçak Partisi’yle tarihsel-siyasal bellek bağımızı kopartmada ne denli “başarılı” olduklarını gösteriyor.

15 Haziran 1915 yılında Ermeni soykırımının başlamasından kısa bir süre sonra hızlıca Paramaz (Madteos Sarkisyan) ve 19 yoldaşının -mücadelenin önderlerinin-asılması, katliamın önüne set olacak örgütlü direnişi de tasfiye etmiştir. Bu topraklarda gayrimüslimlerin mücadelesi egemenler tarafından işbirlikçilikle damgalanarak içeriği boşaltılmaya çalışılırken kimi “sosyalistler” de kendi gizli milliyetçi hisleriyle o ya da bu biçimde egemen aklın eklentisi olacak yaklaşımlar içerisinde olmuşlardır. Türkiye bir savaşın içerisindeyken devlete karşı isyan etmenin emperyalizmin “işine geldiği” algısı hakimdir. Oysa devrimci önder Lenin ve yoldaşlarının Dünya Savaşı’nda, cephedeki askerlere “Silahlarınızı kardeş emekçi halklara değil, kendi burjuvalarınıza doğrultun” propagandası yaptıklarını hatırlamak gerek.

Osmanlı döneminde İstanbul’da hamalların, mavracıların, kunduracıların, işçilerin içerisinde örgütlenen; Anadolu’da köylülerin içerisinde yüksek vergilere, Kürt aşiretlerine ve Hamidiye alaylarına karşı direnişi örgütleyen; bu toprakların ilk sosyalist örgütü 1887’de kurulmuş olan Sosyal Demokrat Hınçak Partisi’dir. Paramaz ve yoldaşları da bu mücadelenin önderleridir. Tıpkı bugün politik paratik mücadele içerisinde önderleşip bayraklaştırdığımız Mahir, Deniz, İbo, Haki, Kemal ve sayısız devrimciler gibi…

Bir mücadeleyi, mücadelenin örgütünü ve örgütleyenlerini devrimci kılan kuşkusuz; programları ve eylemlerinin muhtevasının tezahürü olan pratikleridir.

Paramaz’ın yargılama esnasında yargıcın sorduğu “Siz bağımsız bir Ermenistan mı kurmak istiyorsunuz?” sorusuna verdiği “Bizler komünistiz, komünistlerin vatanı yoktur. Eşit ve özgür bir ülke için mücadele ediyoruz. Biz fikirlerimizi Ermeni halkı arasında yaymaya çalıştığımız gibi en az onun kadar Kürt, Türk, Êzidi halkları arasında da yaymaya çalışıyoruz.” yanıtı onurlu mücadelelerinin bir özetidir aslında.

Bu savunmada tarihi, sınıflar mücadelesi olduğu anlayışıyla ele alan dönemin hakim iktidarı ve onun müttefiklerine karşı uzlaşmaz bir tavır alışın emareleri açıktır.
İstanbul’da kitlesel anlamda ilk 1 Mayıs’ı da Andok dağlarında Abdülhamit istibdadına ve Hamidiye Alayları’na karşı görkemli direnişler sergileyip gerillayı örgütleyen de bu devrimci anlayış ve iradedir.

Paramazların mücadelesiyle tarihsel anlamda bağ kuran ve belleklerimizin üzerindeki zamanın tozuna üfleyen yine bir “Paramaz” oldu. Kobane’de Miştanur Tepesi’nde IŞİD barbarlığına karşı savaşırken ölen Suphi Nejat Ağırnaslı, Paramaz Kızılbaş olarak toprağa düştü. 1915’te idam edilen Paramaz ve yoldaşları ile 2014’te ölen Paramaz Kızılbaş’ın düşü aynıdır. Mücadelemiz tarihsel bir zoru gerçekleştirmeye dayanır. O yüzden tarihin her dönemindeki devrimci komünist gelenekler bizim için yol açıcı birer kutup yıldızıdır.

Bugünün devrimci geleneğini yaratmak; zamanın tozuna üfleyip tarihin ateşini harlayacak olan sınıflar mücadelesinde doğru konumlanışla ve geçmişin devrimci geleneklerinin düzene top yekûn tavır alışlarının harmanlanmasıyla mümkün olacaktır.