Zeytine Uzanan Eller – Mehmet Polat

Dünya zeytinyağı üretiminde sürekli 5 ya da 6. sıralardayken sofralık zeytin üretiminde neden ilk sıradayız? Çünkü bu topraklarda zeytin, peynirle birlikte ekmeğin değişmez katığıdır. Eskiden beri zeytin yoksul sofralarının demirbaşıdır. Son yıllarda sağlığa yararı öğrenildikçe, zeytinyağıyla birlikte canına düşkün zenginlerin sofralarına da yerleşti. Eğer 31 Mayıs’ta TBMM Sanayi Komisyonundan geçen zeytincilikle ilgili tasarı yasalaşırsa, bu iki ayrı sofra yeniden düzenlenmiş olacak. Adında “zeytin” olsa da değişikliğin amacı bunun bunun ötesinde. Yoksulun sofrasından bir şeyler alınıp, sanki ihtiyacı varmış gibi zenginin sofrasına konuluyor. Zeytincilik yasası 7. kez değiştirilmeye çalışılıyor…

Bilindiği üzere zeytinlikler, 1939’da çıkartılan 3573 sayılı “Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun” ile koruma altında. Bu, genel olarak ormanı ve yeşili koruyanlardan farklı olarak, belli bir ağacı koruyup çoğaltmayı amaçlayan tek yasa. Buna göre zeytin ağaçlarının 3 km. yakınına zeytincilikle ilgili olanlar dışında tesis kurulması, çöp atarak ya da madencilik vs. yaparak ağaçlara zarar verici nitelikte toz ve duman çıkartılması yasak. Yasa zeytinlik alanların daraltılamayacağını ancak belediye sınırları içinde kalan zeytinliklerin imara açılması durumunda altyapı ve sosyal tesis yapmak amacıyla kullanılabileceğini belirtiyor. Bu durumda bile kullanılacak alanın toplam zeytinliğin yüzde 10’unu geçemeyeceği vurgulanıyor. Yani çok taraflı olarak “kamu çıkarı” gözetiliyor.

Ancak bu yasa son yıllarda sürekli delinmek isteniyor. İlk kapsamlı değişiklik 1995’de Tansu Çiller’in başbakanlığı sırasında yapılmıştı. Bugünün iktidarı işbaşına geldiği 2002’den beri 5 kez yasayı değiştirme girişiminde bulundu.  31 Mayıs’ta komisyonda kabul edilen tasarı ile birlikte 6. kez aynı girişimini tekrarladı. Son değişiklik tasarısında yer alan maddeler, 2014’den bu yana Mecliste ara sıra gündeme getiriliyor ve yoğun muhalefet karşısında bekletiliyordu. Ancak bu kez kamuoyunda, olağanüstü hal uygulamalarından da yararlanılarak muhalefetin önünün kesileceği ve değişikliğin gerçekleşeceği endişesi var.

Peki, yasayı değiştirmek için gösterilen bu ısrar niye? Çünkü 3573 sayılı 1939 yapımı yasa kâra ve şirketlere engel yaratıyor. Bilindiği üzere zeytin ağacı Akdeniz iklimine has bir bitki ve Marmara, Ege, Batı Akdeniz’de yaygınlaşmış durumda.  Buralar aynı zamanda kentleşme, turizm, sanayi ve madenciliğin yoğun olduğu yerler. Yapılaşma arttıkça, yol ve enerji gereksinimi de artıyor. Dolayısıyla ülkenin Batı bölgelerinde dağ-taş şirketlerin saldırı ve kuşatmasına hedef oluyor. Bir yandan “maden” sınıfına sokulan taşocakları ve mermer ocakları yüzünden her yer delik deşik edilirken, diğer yandan küçücük derelerin üstüne bile hidroelektrik santralleri inşa ediliyor, her yere rüzgâr, kömür ve güneş enerjisi santralleri kuruluyor. Örneğin İstanbul-İzmir otoyolu için kesilen yalnızca zeytin ağacı sayısı 1 milyon… İşte yasa bu tür yapılaşmaların sınırlandırılmasına dayanak oluşturuyor.

Köylerin yerlerini değiştiren, küçük üreticiyi ezip geçen, havayı, suyu, ormanı, denizi, kıyıyı şirketlerin sınırsız kullanımına açan ve böylece yüzyıllardır süren yerleşik, canlı hayatı altüst eden girişimlere karşı bu yasa en önemli dayanağımızdır. Arkasında büyük şirketlerin, siyasetin, ticaretin, sayısız çıkarın biriktiği devasa bir çığ gibi gelen güçler karşısında, köylülerin, çevreye duyarlı kentlilerin, gelecek kuşakları düşünenlerin olağan yaşamlarını savunmaları kolay olmuyor. Böyle durumlarda eğer ısrarla yapılmak istenen bir tesisin yakınlarında zeytin ağaçları varsa, mahkemeler 3573 sayılı Kanunu’na göre karar veriyor ve çevreyi koruyor. Böylece zeytin ağacıyla birlikte milyonlarca canlı ve yörede yaşayanların hayatı kurtuluyor. Şirketlere tası tarağı toplayıp, kâr edecek başka bir yer aramak kalıyor. Elbette böyle bir yasayı kârına kâr katmak isteyenler sevmez. Elbette kendilerine yüklü bağışlar yapabilecek zenginlerin çıkarlarını koruyamayan siyasi partiler de böyle yasalardan hoşlanmaz. Ve seçim propagandaları sırasında “şu kadar tesis yaptım, istihdam sağladım” diye övünmek varken, “zeytin ağaçlarını korudum ve tesis yerine tasarruf yaptım, çevreyi korudum” demek istemezler. Çünkü çıkarları, kurulu düzenin işlediği doğrultudadır. Topluma daha yararlı bir yol-yöntem var mı diye düşünmeyi vakit kaybı gibi görürler…

İktidarı ve muhalefeti herkes bu ülkede doğrudan doğruya zeytincilikle geçinen 750 bin kişi olduğunu söylüyor. Ülkede toplam170 milyon zeytin ağacı var. Şeker pancarı ve tütüne kota uygulanarak alanlarının daraltılmasından sonra, bir kısım küçük üretici zeytinciliğe yöneldi ve bu yüzden son yıllarda zeytin ağacı sayısı hızla arttı. Zeytin cefakâr bir bitki, kıraçta yetişiyor ve fazla bakım istemiyor. Bazıları “bu kadar zeytine ne gerek var” diyor. Zeytinyağı herhangi bir kimyasal işlemden geçirilmeden, doğrudan bitkiden elde ediliyor ve başka yağlara göre hem ucuz, hem de sağlıklı. Zeytincilikte önde olan İspanya, İtalya, Yunanistan’da kişi başına yıllık ortalama zeytinyağı tüketimi 14-15 kg.ları bulurken,  Türkiye’de bu 1,5-2 kg. dolayında. Düşünebiliyor musunuz, yurttaşın zeytinyağı tüketimini arttırmak, ucuz ve sağlıklı beslenmesini geliştirmek için yasa çıkarmak yerine, zeytinlik alanları “gelişmenin önünde engel” gibi görerek tarumar edilmesi için yasa çıkarılıyor…

Değişikliğe göre eğer bir dekarda 15 ağaçtan az varsa, orası zeytinlik sayılmayacak. Özellikle yaşlı ağaçların bulunduğu Marmara ve Ege yöresinde sayı doğal olarak bundan az. Zeytinin sık dikilmesi, son yıllarda ortaya çıktı. Toplama kolaylığı açısından bodur cinsler geliştirilerek sık dikiliyor. Ve delice zeytine aşı yerine dala aşı yapıp dikerek, ömrü en fazla 30-40 yıl olan kolay yetiştirme yolları izleniyor. Bu tür zeytinlik alanlarda elbette dekara 15’ün üstünde ağaç olur. Çabuk ürün elde edilen bu tarz bir yetiştiriciliği, büyük zeytincilik şirketleri tercih ediyor. Getirilen sınırlama küçük üreticinin zararına, büyük üreticiden yanadır. Güya zeytinlikleri korurken bile ayrımcılık yapılıyor ve küçükler gözetilmiyor. Öte yandan bu sınırlama bin yaşına kadar ağaçların bulunduğu alanların zeytinlik sayılmasına uygun değildir.  Örneğin dekarda 500 yaşında 5 ağacın olduğu bir yerin yakınına rüzgâr santrali yapmak için ağaçlar kesilecektir. Ve yerine kaç ağaç dikilirse dikilsin, önemi yoktur.  Çünkü asırlarca yaşamış bir ağacın hastalıklara, iklim değişikliklerine, sert dış koşullara karşı kazandığı genetik özelliklerin tozlaşmayla yeni nesillere aktarımı ortadan kaldırılmış olacak.

Bir de para cezası var. Zeytinlikte hayvan otlatana 5 bin TL, ağacı kesene 4 bin TL ceza verilecekmiş…  Önceki yasada kesilen zeytin ağacının cezası 2 bin TL idi, şimdi bu arttırılmış. Unutulmasın; para cezası şirketleri değil, yoksulları korkutur. Şirketin ödediği ceza, kârlar hesaplanırken “masraflar” hanesine yazılır. Milyarlarca liralık yatırım yaparak kâr etmeye hazırlanan hangi aptal üç-beş ağaç için ceza ödemekten kaçınır ki?

“Projelere kurullar karar verecek” deniyor… 9 kişilik kurulların 5 tanesi iktidara bağlı kurumlardan geliyor. Şimdi buna sanayi ve ticaret odası temsilcileri de eklenecekmiş. Buralardan gelen hangi üye bir bakanlığın hazırladığı projeye “hayır” diyebilir?

Yasa değişikliğini savunanlar “eğer kamu yararı varsa zeytin ağacı kesilecek, yoksa kesilmeyecek” diyor. Zeytinin kamuya yararı binlerce yıldan beri ortada olduğu için, bunu yasa tasarısını hazırlayanlar da inkâr edemiyor. Ama işin komik yanı şu: Neredeyse tüm kamu kurumlarının özelleştirildiği, sağlık, eğitim, ulaşım, güvenlik gibi başlıca toplum hizmetlerinin şirketler tarafından kâr amacıyla yerine getirildiği, parası olmayanın bu hizmetlerden yararlanamadığı bir ülkede,  “kamu yararı” denilen şeyi kim temsil ediyor?