Arap basınında geçen hafta: Erdoğan, Suudi Arabistan ile buzları eritmeye çalışıyor

Arap basınında geçen hafta en çok İsrail ve Filistin arasındaki Mescid-i Aksa gerginliği ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Körfez ülkelerini ziyareti gündemdeydi. Arap dünyası Erdoğan’ın ziyaretini ‘Suudi Arabistan’la buzları eritme çabası’ olarak yorumladı.

Arap Dünyası bu hafta birinci gündem maddesi olarak, Kudüs’te ve özellikle Mescid-i Aksa çevresinde yaşanan gerginliği konuşmaya devam etti. Gazete Duvar’ın derlemesine göre; İsrail’in, Mescid-i Aksa’nın kapılarına dedektör yerleştirmesiyle tırmanan gerilim, bu hafta İsrail’in söz konusu dedektörleri kaldırmasıyla nispeten düştü.

İsrail’in Mescid-i Aksa’ya kamera sistemleri yerleştirmeye hazırlandığı şeklindeki haberler ve İsrail polisinin namaz kılmaya gelen Filistinliler’e yönelik müdahaleleri gergin havanın sürmesine neden oldu.

Arap basını, İsrial’in Mescid-i Aksa’nın girişindeki dedektörleri kaldırmasını “büyük bir zafer” olarak görürken, Ürdün’de İsrail’in Amman büyükelçiliğinde görevli bir İsrail güvenlik görevlisinin iki Ürdün vatandaşını öldürmesi yeni bir tartışma yarattı.

Bazı Arap basın organları, Mescid-i Aksa’da varılan uzlaşının, bu olayla bağlantılı olduğunu ve İsrail’in geri adımı karşılığında iki Ürdünlüyü öldüren İsrailli güvenlik görevlisinin ülkesine serbestçe dönmesine izin verildiğini yazdı.

Suriye – Lübnan sınırında, Hizbullah’ın Lübnan ordusu ve Suriye Hava Kuvvetleri’nin desteğiyle Nusra Cephesi’ne yönelik operasyonu da bu haftanın önemli konuları arasındaydı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Katar krizi çerçevesinde Körfez ülkelerine yaptığı ziyaret de bu hafta Arap basınının gündemindeydi.

Fransa’da Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ev sahipliğinde bir araya gelen Libyalı siyasi tarafların bir araya gelmesi ve çözüm umutlarının tekrar yeşermesi, Arap basınında bu haftanın bir diğer önemli gündem başlığı oldu.

‘Filistin iradesinin zaferi’

Lübnan El Müstakbel gazetesi, yaşanan bunca olaydan sonra İsrail’in geri adım atarak, Mescid-i Aksa’nın girişine yerleştirdiği dedektörleri kaldırmasını “Filisitin iradesinin zaferi” olarak nitelendirdi:

“Arap ve İslam dünyasının sıkı desteğiyle desteklenmiş Filistin iradesi, İsrail’in ceberrutluğunu kırarak, Kudüs sokaklarında iki hafta süren çatışma ve direnişten sonra İsrail güvenlik güçlerinin engellerini aştı ve Mescid-i Aksa’yı özgürleştirdi. Zira Bünyamin Netenyahu hükümetinin atmış olduğu bu adımlar, Kudüs’ün Arap kimliğini yok etmek için atılmış ön adımlardı.”

‘Pusula doğru yöne döndü’

Filistin Online Gazetesinden İyad Elkara ise daha önce bazı Arap ülkelerin İsrail ile normalleşme çabalarını gündeme getirerek, Filistinliler’in bu Arap ülkelerine rağmen mücadelelerini sürdürdüklerin, belirtti:

“Kudüslüler, Filistin davasının maruz kaldığı bütün girişimlerden sonra ulusal pusulayı doğru milli ve olması gereken yöne çevirmeyi başardı. Kudüslüler, bugün vermekte oldukları mücadelede kazanan taraf olmuştur. Filistinliler, işgalci bir yönetime en güçlü bir şekilde karşılık koyarak, son dönemlerin en büyük direnişini göstermişlerdir. Onları yerlerinden yurtlarından eden İsrail’in yerleşim politikalarına karşı bireysel olarak verdikleri mücadeleyi bırakıp, tek bayrak altında ve Kudüs’ün bütün toplumsal kesimlerini temsil edecek bir mücadeleye başlamışlardır. Bu birliği bozacak her türlü girişimi de engellemişlerdir.

Burada Filistinliler’e odaklanmam umutsuzluk kapısından bakmamdan kaynaklanmıyor. Ancak bazı Arap ülkelerinin pusulayı şaşırtıp ve Haliç ülkelerinin İsrail ile normalleşme adımları vasıtasıyla Kudüs hedefinden saptırmalarından sonra, Filistinliler üzerlerine düşeni yaptı ve değerlerini koruyabildiler.”

Mescid-i Aksa Ürdün – İsrail uzlaşması mı?

El Kuds El Arabi gazetesi, İsrail’in Mescid-i Aksa’da geri adım atmasıyla, Ürdün’de iki vatandaşı öldüren İsrail’li güvenlik görevlisinin serbest bırakılması arasında ilişki olup olmadığını gündeme taşıdı:

“Çıkan bazı haberlere göre, Ürdün hükümetinin iki Ürdün vatandaşını soğukkanlı bir şekilde öldüren İsrailli subayın, İsrail ile Mescid-i Aksa konusunda uzlaşmaya vardıktan sonra ülkesine dönmesine izin vermesi, eğilmek anlamına gelir ve Ürdün halkının ikna olabileceği hiçbir siyasi kazanım barındırmamaktadır.

Böylesine bir anlaşma hiçbir siyasi kazanım barındırmamaktadır çünkü mantığa uygun bir takas değildir. Çünkü, Netenyahu’nun yerleştirdiği dedektörler gayri meşrudur. Filistin halkı da bunların kaldırılması için bedeller ödemiştir.”

Filistin El Eyyam gazetesinden Hani Habib de aynı konuyu köşesine taşıyarak, İsrail başbakanı Bünyamin Netenyahu’nun bunun üzerinden bir mesaj vermek istediğini yazdı:

“Görünen o ki Netenyahu yönetimi, Filistinliler’in direnişi ve İsrail’e karşı verdikleri mücadeledeki kahramanlıkları karşısında geri adım atmadı. Aksine Ürdün ile yapılan anlaşma sayesinde geri adım attı. Netenyahu burada, ‘Filisitinliler’in zaferi karşısında hiçbir taviz verilmedi’ şeklinde bir mesaj vermek istemektedir. Ancak Filistinliler ise Mescid-i Kasa’daki dedektörlerin kaldırılmasına karşı getirilecek hiçbir uygulamayı kabul etmiyor.”

‘Hizbullah’ın büyük başarısı’

Lübnan El Diyar gazetesinden İbrahim Nasreddin, Suriye – Lübnan sınırındaki Arsel bölgesinde Hizbullah ve El Kaide bağlantılı gruplar arasındaki savaşı, “Hizbullah’ın büyük başarısı” olarak nitelendirdi:

“Geçtiğimiz günlerde eşi benzeri görülmemiş Arsel’deki büyük askeri başarı bir yana, ilk defa Hizbullah’ın düşmanları, örgütün rekor düzeyde sayılabilecek kısa bir süre içinde Nusra Cephesi karşısında büyük bir başarı elde ettiği konusunda hemfikirler. Şu an bir taraf bu büyük başarıyı kutlamaya hazırlanırken diğer taraf ise, Hizbullah’a bu başarının bedelini nasıl ödeteceğinin hesaplarını yapıyor. Çünkü yine hesaplarını yanlış yaptı.”

Suriye Teşrin gazetesinden Muhyiddin El Muhammed ise, Arsel’deki gelişmelerin, Suriye ordusu ve müttefiki Hizbullah için önemine dikkat çekti:

“Kalamun’un batısını ve Arsel’i terörden temizlemek için en sonunda başlayan operasyon oldukça büyük bir önem taşımaktadır. Çünkü özellikle IŞİD ve Nusra Cephesi’nin oradaki varlığı, Suriye ve Lübnan’da terör eylemleri düzenleyen grupların bu eylemlerini ve intihar saldırı düzenledikleri bombalı araçları hazırlamaları için çok önemli bir yerdir.”

‘Lübnan’ı Suriye’ye Hizbullah bulaştırdı’

Lübnan Annahar gazetesinde Sena El Cek, “Lübnan’ın Suriye’deki savaşa Hizbullah yüzünden dahil olduğunu ve Arsel cephesinin de Hizbullah tarafından Suriye yönetimi lehine açıldığını” savundu:

“Lübnan’ı Suriye’deki savaşa bulaştıran Hizbullah’ın kendisidir. Bu yüzden Hizbullah Beşar Esad rejimin kurtarmak veya ömrünü uzatmak için bütün askeri gücünü seferber etmeyecek olsa, Lübnan – Suriye sınırında yeni cepheler açmazdı. Başlangıçta bu savaş için ‘Şii direniş çemberi’ gibi bir çok bahane sıralanıyordu. Ancak bu rejimin devrilmesi Hizbullah’ın gücünü azaltacak ve ülkenin kaderi üzerindeki etkisini kıracaktı.”

Hizbullah karşıtı bir yayın politikası izleyen El Kuds El Arabi gazetesi de Hizbullah’ın Arsel cephesinden zaferle çıktığını yazdı:

“Hizbullah’ın Suriye’deki savaşa dahil olmasından bu yana ilk defa, İsrail’in 2000’de Lübnan’da işgal ettiği bölgelerden tek taraflı olarak çekilmeye karar vermesinden bu yana büyük bir siyasi başarı elde etti. Bu ulusal açıdan talihsiz bir durumdur çünkü her iki taraftan da yalanlar üzerine kurulmuştur. Birinci yalan ‘özgürleştirme’ yalanı, ikincisi de ‘terörle mücadele’ yalanıdır. Ancak ikinci yalan da Hizbullah’ın Lübnan ordusunun da desteğini almıştır.”

‘Türkiye’nin yanlı tutumu arabuluculuğu başarısız kılıyor’

Londra merkezli El Arab gazetesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Katar krizinin çözümü için Körfez ülkelerine yaptığı ziyareti ve Türkiye’nin arabuluculuk çabalarını, “Türkiye’nin yanlı tutumu, Katar krizindeki arabuluculuk çabalarını başarısız kılıyor” şeklinde değerlendirdi.

Gazeteye göre Erdoğan’ın ziyareti, Suudi Arabistan’ın Türkiye’ye “İleriye doğru kaçış Katar krizini çözemez” şeklindeki mesajıyla sona erdi.

Gazetede, Türkiye’nin söz Katar krizindeki tutumuyla ilgili bir başka değerlendirmesi de şöyle:

“Katar krizi, çaresiz durumdaki Türkiye’yi Katar’ı destekleyen bir tutum içine itmiştir. Türkiye bu şekilde Doha ile çok iyi ilişkiler kurduğunu düşünmektedir. Ancak Erdoğan son dönemlerde Suudi Arabistan ile de iyi ilişkiler geliştirmek istemiştir. Ancak Suudi Arabistan – Türkiye ilişkileri, Türkiye’nin Katar krizindeki tutumu ve Katar’da askeri üs kurulmasından sonra ciddi şekilde etkilenmiştir.”

‘Ziyaretin başka hedefleri mi var?’

Mısır’da yayın yapan El Bedil gazetesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suudi Arabistan ziyaretini ele aldığı haberinde, bu ziyaretin gerçekten Katar krizini çözmek için arabuluculuk mu, yoksa başka hedefler doğrultusunda mı gerçekleştiğini sorguladı:

“Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gerçekleştirdiği Körfez turunun açıklanan hedefi, ‘iki aydır Körfez ülkeleri arasında devam eden krizin sonlandırılması’ şeklindeydi. Ancak konuyu yakından takip edenlere göre, bu ziyaretin başka hedefleri de var. Bu hedeflerden ilki belki de Türkiye’nin Körfez ülkelerine ve özellikle de Suudi Arabistan’a yönelik tutumunun yumuşatılmasıdır. Çünkü Suudi Arabistan son dönemlerde Türkiye’nin Katar’a yönelik tam desteğinden oldukça rahatsız olmuştu.”

Libya’da çözüme doğru mu?

Libya’daki en güçlü iki siyasi tarafın Fransa’da Cumhurbaşkanı Macron’un ev sahipliğinde bir araya gelerek uzlaşıya varması, büyük bir kaos yaşayan ülkede çözüm umutlarını arttırdı.

Haberlere göre, Birleşmiş Milletler tarafından tanınan Ulusal Uzlaşı Hükümeti’nin başbakanı Fayiz El Sarrac ile ülkenin doğusunu kontrolü elinde bulunduran ve Mısır, Suudi Arabistan, BAE gibi ülkeler tarafından desteklenen General Halife Hafter ateşkes konusunda mutabakata vardı ve 2018’de seçimlerin yapılması hususunda anlaştı.

Merkezi İngiltere’de bulunan Suudi Sharq Al Awsat gazetesine göre, Paris’te taraflar arasında gerçekleşen görüşme, Libya’da çözüm için bir hazırlık niteliğinde.

‘Libya halkı aldatıldı’

Rai Al Youm gazetesi ise, Paris’te Macron’un ev sahipliğinde gerçekleşen görüşmeyi ele aldığı başyazısında, Libya’yı içinde bulunduğu cehenneme çeviren süreci hatırlatmakta fayda gördü:

“Libya halkı büyük bir aldatmacaya uğradı. Fransa’nın ürettiği ‘devrim’ şeklinde olan ve Libya halkının tarihindeki bu en büyük aldatmacaya, Arap birliği ve birliğin genel sekteri Amr Musa, Katar, Suudi Arabistan, Mısır ve BAE gibi ülkeler de katıldı. Bu Arap ülkeleri, Libya’nın içinde düştüğü bu kötü duruma ve hazinesinden 300 milyar dolar para çalınmasına neden olan komplo için gereken yasal dayanağı vermiştir.”