Brezilya’nın hegemonya krizi – Alfredo Saad-Filho / Armando Boito (Jacobin)

Hakim sınıflar arasındaki çatışma Temer hükümetini tehdit ediyor. Sol bu eşsiz andan yararlanmak zorunda.

Brezilya kalıcı bir politik krizin içine düşmüş gibi görünüyor. Üç ıstıraplı yıldan sonra, İşçi Partili Başkan Dilma Rousseff geçtiğimiz Ağustos ayında suçlu bulundu. Şimdiyse hain başkan yardımcısı Michel Temer’in hükümeti, akıllara durgunluk veren basiretsizliğinin dışında büyük skandallar içinde çözülmek üzere.

Dört yaygın ilizyon, bu politik istikrarsızlığın neden Temer yönetiminde yoğunlaştığını açıkça anlamaktan bizi alıkoyuyor: Brezilya’nın birleşik bir sağ kanadının oluşu; sermayenin bir bütün olarak hareket etmesi; burjuvazinin devleti ve politik süreci kontrol etmesi ve toplumsal çatışmaların sadece sermaye ile emek arasındaki temel ihtilaf etrafında dönüyor olması.

Oysa bunların yerine, hakim sınıf içindeki çatlaklar Temer yönetimini tehdit etmekte. Arkasına güçlü bir medya desteğini hilekar bir yargı sistemi, üst orta sınıfları devletin karşısına dikmiş ve ülkenin neoliberalizme dönüşünü durdurmuş durumda. Sol bu durumdan faydalanabilir ve faydalanmalıdır da.

Krize Giden Yol

Yakın zamana dek, dünyanın ılımlı solu Brezilya’yı önemli bir başarı örneği olarak görebiliyordu. Küresel ekonomik refah ile Başkan Lula’nın istisnai yeteneği, hükümetinin 1990’lı yılların neoliberal politikalarını yumuşatmasına olanak sağlamıştı. Daha genişlemeci politikaları hayata geçirmiş ve karı arttıran, istihdam yaratan, gelirin marjinal gruplara dağılmasını sağlayan, demokratik katılımı arttıran ve istikrarlı bir politik kültür inşa eden sağlam bir büyüme döngüsünü başlatmıştı. Lula Ocak 2011’de görevi bıraktığında, popülerliği nerdeyse %90 oranlarındaydı.

Ancak o günden beri partisi çelişkilerle yarılmış halde. İP’nin büyümeyi yeniden dağıtımla sağlamasıyla, burjuvaziye ve işçi sınıfına ait çıkarları bir araya getirmekteki hüneri, onu Brezilya’nın en çok finanse edilen politik aygıtı haline getirmişti. Paraya erişim, parçalı bir politik sistemi olan büyük bir ülkede seçim kazanmanın maliyeti düşünüldüğünde, başarısı için önemli bir rol oynamıştı. Ancak bu nakit akışı, işçi sınıfının sözde sesini, yurt içindeki burjuvazinin politik koluna dönüştürdü. En nüfuslu üyeleri güçlü çıkarların temsilcileri haline geldi.

Kimse motivasyonlarının kişisel kazançları olduğunu söylemese de, İP kendisini finansal yolsuzluk girdabı içinde buldu. Parti ikiyüzlülük suçlamaları karşısında sonsuza dek kırılganlaşmış oldu. Bu suçlamaların arkasında, hoşnutsuz fon sahipleri ile düşman medyanın zarar verici ifşaatları vardı. Seçimlerde üstünlük elde etmek için kullandığı yöntem, görünüşe göre sonu gelmeyen yolsuzluk suçlamalarına maruz kalmasını sağladı.

İP merkez siyasete kaydıkça, politik bütünlüğünü de kaybetti. Parti hem ekonomik istikrarı hem de yapısal reformları savunuyor, işçileri temsil ettiğini iddia ederken büyük sermayeye arka çıkıyor ve Brezilya siyasetinin en rezil figürleriyle ittifak kurmaya çabalarken yeni, kapsayıcı bir politik kültürü teşvik ediyordu. Gerçekten savunabileceği bir konum almaktaki başarısızlığın dışında, İP kendisine sadık işçilerin desteğini ihmal ediyor, yüzde birlik kesimin çıkarlarına meydan okumayı reddediyor ve ana akım medya sistematik bir biçimde parti yönetimini hedef almasına ve sürekli liderlerini yok etmeye çabalamasına rağmen medya reformu yapmaktan imtina ediyordu.

Ağırlaşan ekonomik durgunluk ve akabinde gelen politik kriz 2011’den beri Brezilya’yı girdabına almış durumda. Bu ekonomik bozulma ve Rousseff hükümetinin bitmek bilmez politik hataları, nihayetinde medyayı, finans çevrelerini, sanayi sermayesini, üst orta sınıfı, hükümetin Kongre’deki tabanının çoğunu ve hemen hemen tüm yargı sistemini kapsayacak bir toplu isyanı tetikledi.

Bu düşman güçler hızla hamle yaparken, İP’nin toplumsal tabanı çoğunlukla durgun ve hareketsizdi: Güçlü bir sağ muhalefet, tiz sesli medya ve ekonomik sıkıntılar karşısında, işçilerin çoğu pasif kaldı. Yıllar önce geleneksel siyasetin kurallarına uymayı seçmiş İP, hasımlarının son derece agresif bir biçimde toplanması karşısında savunmasız duruma düştü.

Brezilya’nın üst orta sınıfları, ana akım medyanın sunduğu skandallar ve İP nefretiyle dolduruşa getirildi. Bu grup, öfke sarhoşluğundan dolayı neoliberalizmin ekonomik, sosyal ve politik etkilerini göz ardı etme eğilimindeydi. Bunun yerine, yolsuzluk ve etkinsizlik sonucunda devlete, soyut olsa da muhtemelen büyük zarar verdikleri için Lula ve Rousseff’i suçlamaktaydılar. Üstü örtük bir biçimde, İP’yi kaybettikleri gelir, ayrıcalık ve otoriteden sorumlu tuttular.

Bir dizi yolsuzluk skandalı onları iyice fişeklemiş oldu. Federal polisin 2014’te başlattığı Lava Jato (“oto yıkama”) soruşturması, yavaş yavaş bir çekim gücü haline geldi. Nihayetindeyse Rousseff hükümetini alaşağı eden ezici bir güce dönüştü. Yolsuzluk suçlamaları tüm politik sistemi lekelerken, bunun başlıca örneği olarak İP ortaya çıktı. Medya her gün güçlü bir sesle, Lula’nın partisinin kamusal kaynakları çalmak ve cumhuriyeti dolandırmak amacıyla incelikli bir sistem kurduğunu ilan ediyordu.

Adaletin çarkları şaşırtıcı bir hızla döndü. Emniyet soruşturmanın sürdürülmesine dönük olarak şöyle bir prosedür geliştirdi: Özenle seçilmiş iş adamlarıyla önde gelen siyasetçileri tutuklamak ve ceza indirimi almak için başkalarını suçlayıncaya dek hapishanede tutmak. Gerektiğinde bunu tekrarlamak. Kanıt tamamen opsiyonel hale geldi: Söylentiler yeterliydi.

Soruşturma kaçınılmaz olarak ağına başka partileri de düşürdü fakat bunun bir önemi yoktu. Sadece İP’ye yönelik iddialar göz önüne alınmaktaydı. Rousseff’e karşı inandırıcı ithamlar yapılmamıştı fakat suçun olmayışı politik tasfiyesini yavaşlatmadı. Muhalefet konuyla alakasız suçlamalar tertipledi ve meclisle senatonun ezici çoğunluğu Ağustos 1916’da onu suçlu buldu.

Parçalanmış bir Hakim Sınıf

Bu suçlama dalgasının arkasında yatan şey, neoliberal düzeni yeniden tesis etmeyi ve kendilerini soruşturmadan kurtarmayı uman hırsızların komplosuydu. Ağırlığı sağcılardan oluşan üst orta sınıflar onu destekledi ve yolsuzluğun sona ermesi, İP’nin yok edilmesi için çağrılar yaptılar. Başkanın görevden alınmasıyla hızlı bir toparlanmanın olacağını söyleyen vaatlere rağmen, Brezilya tarihinin en ciddi krizi içine gömülmüş vaziyette.

Ekonomi şu an harabeye dönmüş halde. Durgunluk 2015 ve 2016’daki keskin daralmalarla zirveye çıkmış, kişi başı geliri 2000’lerin başındaki seviyeye düşürmüştür. İP hükümetleri sırasında elde edilen kazanımlar buhar olup uçmuştur. Açık işsizlik rekor kırmıştır. Bütçe açığı ile kamusal borçlar üst üste birikmekte, ülkenin birkaç büyük holdingi (özellikle İP’nin Brezilya burjuvazisiyle ittifakı sırasında sponsor olduğu sözde milli şampiyonlar) derin bir kriz içinde debelenmektedir.

Politik cephe darbecilere hayal kırıklığından başka bir şey sunmamıştır. Birçok parti liderinin adı, medya ile hilekar yargının ileri sürdüğü, ardı arkası kesilmeyen skandallara dahil edilmektedir. Kongre tamamen moralsiz bir halde, yürütme ise dağınık vaziyettedir. Politika üretimi dengesiz ve düzensiz bir hal almıştır.

Uluslararası sermaye ile onunla bağlantılı ülke burjuvazisinin oluşturduğu bir koalisyon Temer hükümetini, onu politik hegemonyaları ile neoliberalizmin ekonomik üstünlüğünü korumak için kullanma umuduyla desteklemektedir. Hükümet onların heveslerine boyun eğmiştir.

Rousseff’in suçlu bulunmasının hemen ardından, Temer keskin bir mali yapılanmaya gitmiş, Brezilya’nın bağımsız dış politikasında geri adım atmış, petrol devlerine önemli imtiyazlar vererek devlet holdingi Petrobras’ı ‘reformdan geçirmiş’, kamu üretiminde yerli katkı kurallarını kaldırmış ve Brezilya kalkınma bankasının (BNDES) beklentilerini dizginlemiştir. Hükümet ayrıca Brezilya’nın Güney Atlantik’teki büyük petrol rezervlerini, enerjiyi, tarımı ve altyapı sektörlerini özelleştirmiştir.

Bu neoliberal başarılara rağmen, Temer emeklilik sistemi ile çalışma kanunu reformdan geçirme sözünü tutmamıştır. Bu başarısızlık arkasındaki politik sponsorları öfkeye düşürmüş, istikrarlı ve etkin bir yönetime gereksinim duyan neoliberal hegemonya için güvenli ortamı bu hükümetin sağlamayacağını düşündürmüştür.
Temer’in yetersizliklerini birkaç şey açıklamaya yardımcı olabilir. En basiti, göreve seçilmemiş olması ve şahsi meşruiyetten yoksun olmasıdır. Doğrusu hükümeti, sağcı muhalefetin yenik düştüğü 2014 seçimlerinde önerdiği programın aynısını hayata geçirmiştir.

Sendikalarla ülkenin kitlesel örgütleri, hükümetinin politikalarına her fırsatta karşı çıktılar. Direnişleri gittikçe daha da büyüdü ve Brezilya tarihinin en büyük genel grevi daha fazlasının geleceği tehdidiyle 28 Nisan’da gerçekleşti.
Dahası burjuvazi içindeki bir azınlık, hükümetin neoliberal düzeni yeniden tesis etmedeki aceleciliğine hep karşı çıkmıştı. Örneğin büyük petrol ve doğal gaz firmaları, yerli katkı kurallarındaki değişiklikler yüzünden hükümete dava açarken, yerli holdingler BNDES’in sübvanse ettiği kredilerdeki kesintilere itiraz etmektedirler.

Bunların her biri çok önemlidir. Ancak politik istikrarsızlığın en belirgin kaynağı, yargının Temer hükümeti içinde önde gelen politik liderlere sürekli saldırıyor oluşudur. Şimdiye dek İP yolsuzluk soruşturmalarının hep ana hedefinde olsa da, yargıdaki kilit aktörler gerçekten de politik sistemi tasfiye etme arzusundadırlar. Bu şaşırtıcı hücum hükümeti aciz bırakmış halde.

Brezilya’nın yolsuzlukla mücadele yasaları Amerikan yasalarını takip etmekte olup, yargının önde gelen birçok üyesi ABD Adalet Bakanlığı tarafından eğitilmiştir. Ancak bu kişiler sadece Amerikan emperyalizminin araçları olarak hareket etmemektedirler. Soruşturmalar kamuya açıldıkça, bu otoriteler üst orta sınıf içinde kendi tabanlarını inşa eder olmuşlardır. Bugün bu grup, desteğini sosyal medyada ve sokaklarda göstererek sonu gelmez soruşturmaları bir kat daha haklılaştıran yargıyla özdeşleşmiş haldedir.

Anaakım medyayla yaptıkları ittifak, yargının gücünü daha da büyütmüştür. Günlük sızıntılar, medyanın telejenik yargıçlarla savcıları parlatması ve canlı baskın haberleri bu ilişkiyi güçlendirmektedir. Soruşturmalar ratinglerle gazete satışlarını beslerken, medyanın ilgisi hakimlerin, avukatların ve emniyetin gittikçe daha pervasız eylemlerde bulunmasını sağlamaktadır. Ve bunu düpedüz kanunları hiçe sayarak sırf görünür olmak için yapmaktadırlar. Medya ile yargı arasındaki bu sembiyotik ilişki, üst orta sınıfın politik sisteme olan öfkesini alevlendirmiştir. İP’yle başlayan şey bugün Lula’nın partisini aşmaktadır.

Neticede darbenin komplocuları, yolsuzluk soruşturmalarının kontrolünü kaybetmişler ve üst orta sınıf içindeki politik tabanları onları terk etmiştir. Bu iki unsur (yargının kaçışı ve üst orta sınıfın onları terk etmesi) Temer hükümetine bela olan istikrarsızlığı yaratan şeylerdir.

Rousseff ile İP’yi yenmek üzere kurulan ittifak parçalanmış bir haldedir. Bu durum hükümetin neoliberal hegemonyayı yeniden tesis etme becerisini tehlikeye sokmaktadır. Örneğin sermaye emeklilik ve çalışma kanunları için acil reformlar talep etmektedir fakat maliye bakanı Henrique Meirelles, politik karmaşa ile çıkmaza düşmüş Kongre sebebiyle bunda başarılı olamamaktadır. Burjuvazinin güçlendirdiği bir yargı sistemi bugün, aynı sınıfın stratejik planını riske atmaktadır.

Bu çatışma politik sağın iki gerici kanadını birbirine düşürmektedir. Her ikisi de ilerici bir konumdan yahut işçilerle yoksul çoğunluğun ilgisinden yoksundur. Bu ihtilaf, bugün başkanın istifasını ve tekrar seçim yapılmasını talep eden Sola alan açtığı için, her iki hizbe de zarar verebilir. İşte bu Solun kazanabileceği bir mücadeledir.