Ekmek ve Onur’dan kampanya: İnsanca çalışmak, onurlu yaşamak hakkımız; kazanacağız

Ekmek ve Onur Gazetesi ”İnsanca çalışmak, onurlu yaşamak hakkımız; kazanacağız” başlıklı kampanya ile ”İşsizlik, yoksulluk, pahallılık, açlık, sefalet kaderimiz değil!” diyerek örgütlenmeye devam ediyor.

AKP iktidarı emekçilerin haklarını gasp etmek için her gün yeni yasalarla, grev yasaklarıyla, örgütlenmenin önüne koyduğu engellerle saldırıyor. İşsizliğin, sendikasızlığın, iş cinayetlerinin korkunç oranlara ulaştığı günümüzde Ekmek ve Onur Gazetesi, ”İnsanca çalışmak, onurlu yaşamak hakkımız; kazanacağız! ” sloganıyla Mersin Adana ve İstanbul’da başlattığı kampanya kapsamında işçi havzaları ve mahallerinde bilgilendirme toplantıları yapacak. İşçileri, iş yeri komiteleri ve mahalle işçi dayanışma ağlarında birleşmeye ve örgütlenmeye çağıran gazete, film gösterimleri ve işçi buluşmalarıyla kampanyayı sürdürecek.

Bir basın açıklaması yaparak, ”İşçi kardeşlerimiz, işimiz, ekmeğimiz, hayatlarımız patronların iki dudağı arasında. Kar ve vurgun peşinde olan hükümet ve patronlar taşeronlaşma, esnekleşme ve güvencesizleştirmeyle bizleri köleliğe mahkum ediyor. Çalışmaktan geriye kalan azıcık hayatımızda ailemize, beslenmeye, barınmaya, sağlığa, eğitime, kültüre, sanata zamanımız ve paramız yetmiyor. Ekmek ve Onur olarak işçileri ve emekçileri bu koşullar karşısında birleşmeye, örgütlenmeye ve mücadele etmeye çağırıyoruz” diyen Ekmek ve Onur Gazetesi’nin yaptığı açıklamanı  tamamı şu şekilde:

İnsanca çalışmak, onurlu yaşamak hakkımız; KAZANACAĞIZ!

AKP iktidarı 15 yıllık dönemi boyunca, patronlarla birlikte işçilerin bütün kazanılmış haklarına el koymak için nefes almadan saldırıyor. Zenginler durmadan zenginleşiyor, yoksullarsa daha da yoksullaşıyor. AKP, MÜSİAD’da simgeleşen kendi organik burjuvazisini oluşturma yönlü adımlarını atarken, TÜSİAD’da simgeleşen geleneksel büyük holdingler için de dikensiz gül bahçesi anlamına geliyor.

Şurası gerçek ki; patronlar, işçi sınıfının sırtından kazanıyor. Sömürü arttıkça zenginleşiyorlar, iş cinayetleri arttıkça büyüyorlar. Çalışma saatleri artmakta, hayat pahalılığı yükselmekte, ücretler erimekte… İşçilerin ise ekmeği ufaldıkça ufalıyor. Temel insani ihtiyaçları karşılamak gün geçtikçe zorlaşıyor. Hükümet ve patronlar, el ele işçileri yalnızca yemek yiyen, bir evde barınan ve üretim sağlayan makinelere çeviriyor.

15 yılda vurgun ve kar büyüdü, EKMEĞİMİZ KÜÇÜLDÜ

AKP döneminde, TÜİK verilerine göre, 2017’de en zenginlerin geliri, en yoksul kesimin gelirinin 23 katına çıktı.

Ağustos 2017’de hesabında 1 milyon lira ya da üzerinde parası bulunan yurtiçi zengin sayısı 125 bin 381’e çıktı. Milyonerlerin serveti, 24.2 milyar liradan 767.7 milyar liraya yükselerek 31 kat arttı. Zenginler toplam zenginliğin, yüzde 16’sına sahipken, 15 yılda yüzde 52’sine sahip oldular. 2003 yılında 30 bin olan dolar milyoneri sayısı bugün 100 bini aşmış durumda. Düşük gelirlilerin bankalardaki parası ise sadece 44.3 milyar liradan 56.2 milyar liraya yükselerek sadece 1,2 kat arttı. Düşük gelirliler, toplam zenginliğin yüzde 30’una sahipken, bugün yüzde 3’e geriledi.

İşsizlik, pahalılık, borç batağı

Resmi işsiz sayısı 3 milyon 642 bine yükselirken, geniş tanımlı işsiz sayısı 6 milyon 525 bin yükseldi. Her 4 kadından 1’i işsiz – Üniversite mezunlarında işsizlik 1 milyon 35 bine yükseldi.

Son aylarda yoksulluk sınırı 5.030 TL’ye ulaştı, açlık sınırı ise 1.544 TL oldu. Asgari ücrete yapılan zamla geçen yılın 100 TL’si bugün 108 TL olması yanılsamadır. Çünkü geçen yılın ağustos ayında 100 TL’ye alınan et, bugün 116 TL’ye çıktı. Yani geçen yıla göre alım gücü düştü. Ücretler çarşıyı, pazarı karşılamaz hale geldi. Ette yüzde 6.4, ilaçta yüzde 4.5, hastane hizmetlerinde yüzde 2.5, sebzede yüzde 3.4 , ekmekte yüzde 1.4 , süt, peynir ve yumurtada ise yüzde 5.3 oranında alım gücü düştü.

Kredi kartı borcunu ödeyemeyenlerin sayısı 2003 yılında 33 bin iken bugün 2 milyon 300 bine çıktı. Tüketici kredisi borcunu ödeyemeyen kişi sayısı da aynı süre zarfında 5 binden 3,5 milyona yükseldi. Yani 70 kat arttı. Kredi kartı borcu 4.4 milyar lira iken 14 yılda yüzde 20 kat artarak 88.9 milyar liraya ulaştı. 2003 yılında vatandaşın bankalara borcu 6.8 milyarken, 2017 yılında 76.7 milyara ulaştı.

Büyük şirketlere gelince vergi affı yapılırken fatura emekçilere kesiliyor. İşçi ve emekçilere en az yüzde 15 ile 65 oranında vergi zamları yükleniyor. Yakıt, gıda gibi temel ihtiyaçlar zamlanıyor hayat pahalılığı artıyor.
Tüm bu yaşananlar insanların rahat, mutlu ve onurlu yaşamasına engel oluyor.

Çalışma koşulları ağırlaştı

2003 yılında taşeron işçi 353 bin iken bugün 750 bini kamuda olmak üzere yaklaşık 2 milyon taşeron işçi var. Yani “taşeronu bitireceğiz” diyenler aksine 5,5 kat artmasına sebep oldular. Taşeron çalışma sisteminde işçiler daha ucuza ve daha çok çalışıyor. Yol, yemek, sağlık ve ikramiye gibi haklardan yararlanamıyor. Hakkını aradığında ise muhatap bulamıyor.

Memleketteki sendikalaşma oranları da çok düşük. Her 10 kişiden sadece 1’i sendikalı. Sendikalı işçi sayısı 1 milyon 546 bin olmasına rağmen toplu iş sözleşmesi kapsamındaki işçi sayısı 1 milyon. İşçilerin yüzde 90’ı sendikasız, yüzde 95’i toplu iş sözleşmesiz.

Memleket işçi mezarlığına döndü

Taşeron çalıştırma, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerini almama, kar hırsı yüzünden işçiler canından oluyor.

Geçtiğimiz ay en az 147, yılın ilk dokuz ayında ise en az 1485 işçi yaşamını yitirdi. AKP’li yıllarda toplamda 19 bin 500 işçi ölümü gerçekleşti. Kader, fıtrat ve sosyal yardım söylemleri ile işçilere karşı “iş cinayeti rejimi” inşa edildi. İnşaat sektörü cinayetin en fazla yaşandığı iş kolu oldu, her 4 inşaat işçisinden 1’i çeşitli sebeplerle iş cinayetiyle ölüyor.

Bu kasvetli hava yıldırmasın bizi, işçi sınıfı ayakta!

Son dönemde yapılan eylemlerle ise işçiler patronlara ”YAĞMA YOK” diyor. Kolay lokma olmadığını gösteriyor. Cam işçileri, işten atmalara karşı direndi ve kazandı. Saya ayakkabı işçileri, ucuz işgücü olmamak için örgütlendi, direndi ve kazandı. Petkim işçileri toplu iş sözleşmelerine sahip çıkarak taşeron rejimine ve güvencesiz çalışmaya karşı direndi. Metal işçileri, hak gasplarına karşı her an ayakta. Teknorot işçileri sözleşmede düşük zamma imza atan sendikaya karşı mücadele etti ve kazandı. İnşaat işçileri haklarının çalınmasına karşı şantiyeleri eylem alanına çeviriyor. Kod-A işçileri, sendikalaşma hakkı için direniyor. Real Market işçileri, patronların ayak oyunlarına karşı direniyor.

İşsizlik, yoksulluk, pahallılık, açlık, sefalet kaderimiz değil!

Hükümet ve patronların oyunlarını bozalım!

İşçi kardeşlerimiz, işimiz, ekmeğimiz, hayatlarımız patronların iki dudağı arasında. Kar ve vurgun peşinde olan hükümet ve patronlar taşeronlaşma, esnekleşme ve güvencesizleştirmeyle bizleri köleliğe mahkum ediyor.

Çalışmaktan geriye kalan azıcık hayatımızda ailemize, beslenmeye, barınmaya, sağlığa, eğitime, kültüre, sanata zamanımız ve paramız yetmiyor.

Ekmek ve Onur olarak işçileri ve emekçileri bu koşullar karşısında birleşmeye, örgütlenmeye ve mücadele etmeye çağırıyoruz

Rızkımızı çalanlardan hesap soralım, kardeşlik ve dayanışma için mahalle dayanışma ağlarında birleşelim!

İşyerlerimizde, patronların kar hırsı için bizleri kölelik şartlarında çalıştırmasına, kanımızı emmesine, canımızı hiçe saymasına karşı işyeri komitelerinde birleşelim! Çünkü birleşirsek kasırgaya dönüşür, saldırıları püskürtürüz.