Eski eşinden defalarca şiddet gören Deniz: Ölmek değil yaşamak istiyorum

Uzaklaştırma kararına rağmen eski eşi tarafından defalarca şiddet gören ve ölümle tehdit edilen Deniz sesleniyor bütün kadınlara: ‘Bu mesele ben ölmeden kapanmayacak. Beni yalnız bırakmayın.’


İlker Lazoğlu ile 2016 aralık ayında nikah yaptık. Daha sonra da düğün yapacaktık. Nikahtan kısa bir süre sonra Samsun’dan gitmemiz için baskılar yapmaya başlamıştı. Ailemden uzaklaştırmaya çalıştığı sözlerinden belliydi. Nikah öncesi öve öve bitiremediği, bir ailesi olacağı için çok mutlu olduğunu söyleyen cümleleri, ölüm cümlelerine döndü. Bir gün beni arayarak, “Yemek yiyelim, konuşalım” dedi. Bir lokantada buluştuk. Gelir gelmez beni sandalyeden iterek yere fırlattı. Saçlarımdan tutup yerde sürüklerken, bir taraftan da ayakları ile kafama vuruyordu. Artık darbelerin acısını hissetmiyordum. O an aklımda beliren şey “Gelinlikten söz ederken, kefeni planlıyormuş” cümlesi oldu. Gururumu, güvenimi, sevgimi, her şeyimi yitirmiş hissediyordum ve o an anlıyordum neden beni yalnızlaştırmak istediğini! Ben canımı kurtarmak istedikçe, o “Benim karım” diye bağırıyor ve herkesi etrafımızdan uzaklaştırıyordu. Polis geldiğinde kaçmıştı. Gitmesine çok sevinmiştim.

Uzaklaştırma kararına rağmen kimse bir şey yapmıyor!

Yaşamak istiyordum. Ailemle birlikte önce adli tıbba sonra karakola gittik. Polisler kimse ölmeden tutuklama zor şeklinde ironi sözler söylediler. Ben kimseyi öldüremezdim, ama ölmek de istemiyordum! Karakoldan da yediğim o tokattan sonra ifademizi verip, ayrıldık karakoldan. Ve polislerin ironisi gerçek oldu, beni vahşice sokak ortasında darp edip kaçan erkeğe uzaklaştırma kararından başka hiçbir şey yapılmadı. O günden sonra ayrılmak ve bir daha görmek istemediğim kişi gitgide daha da canavarlaşıyordu. Uzaklaştırma kararı da onu benden uzak tutmaya yetmemişti. Evimin önünde arabası ile beni ezmeye çalıştı. Ailemde ve çevremde yaşayan kadınlara saldırıyor, hakaret ediyor ve sürekli taciz ediyordu. Onlar zaten kadın olmanın ağırlığını ve korkusunu yaşıyorlardı. Tüm kadınlar gibi. Her geçen gün yeni bir ağırlık, eziyet yükleniyordu omuzlarıma, her gün karakolda, savcılıktaydık. Uzaklaştırma kararına ve ihlaline rağmen beni öldürmek istemesi karşısında kimse bir şey yapmıyordu.

Beni yalnız bırakmayın!

Bir gün ‘beni takip etmiyordur’ umudumla köpeğimle birlikte parka gittik. Ame o yine pusuda bekliyormuş. Köpeğimi yakaladı bu sefer de. Uzaktan o korkunç sesi ile “Gelmezsen buraya, köpeğini öldürürüm, bakalım o zaman nasıl yaşayacaksın?” dedi. Bağırmalıydım, çünkü ikimizin canı da çok önemliydi. İmdat çığlıklarımı kalbimde hissediyordum. Koşarak yanıma yaklaşmıştı. Yine beni dövmeye, tekmeler atmaya başlamıştı. Döverek öldüremeyeceğini anlasa gerek, cebinden bir bıçak çıkarttı ve bana doğru salladı. Oradan geçen inşaat işçileri onun kolundan tutmasa emeline ulaşmış, beni öldürmüştü. Boşanmış olmamıza rağmen “O benim karım, şort giymiş karışmayın” diyordu. O ceza indirimini düşünüyor, bense “Bir nefes daha alabilseydim”, “Ailemi son kez görebilseydim”, “Son kez sevdiklerime onları ne kadar sevdiğimi söyleseydim” diye düşünüyordum. Ölmekten yine kurtulmuştum. Şanslı bir kadın olarak tanımlıyordum kendimi. Çünkü kadınsan ve hayattaysan şanslısındır.
Artık hiç uyuyamıyor, dışarı çıkamıyorum. Kimse ile görüşemiyorum ve çalışmam da mümkün değil. İyice yalnızlaştım. Kimsenin adresimi bilmesini istemiyorum. Çünkü herkesi tehdit ediyor adresimi ve telefonumu öğrenmeye çalışıyor. Çünkü biliyorlar ki İlker Lazoğlu beni illa öldürecek. Çünkü o biliyor, adalet erkeğin yanında. Bu mesele ben ölmeden kapanmayacak. Tüm kadınlara çağrı yapıyorum. Beni yalnız bırakmayın. Yanımda olun, destek verin. Ben ölmek değil yaşamak istiyorum!

Kaynak: Ekmek ve Gül