Hayat güzeldir – Ergür Altan (Aylak Karga)

Bir külah dondurmayla mutlu olmuyorsunuz; kredi kartlarınızla da mutlu değilsiniz gerçi…

Bir sokak kedisi görseniz, “ne şirin şeysin sen” demeniz, merhametli olduğunuzun kanıtı size göre; bir parça kuru ekmeği, bir kap suyu esirgemenizse, merhametsiz olduğunuzun kanıtı bana göre…

Bir işadamının ya da bir politikacının, akranım olan çocuğuna hitabınız sevecense, fakat, babası amele, annesi gündelikçi olan bana hitabınız kaba sabaysa, üzgünüm bayım, kötüsünüz!

Belki ömrümüz boyunca tavanı akan, rutubetli, derme çatma evlerde oturacağız. Siz, bizim gibi yoksul insanları düşündükçe, belki şükredeceksiniz kaliteli yaşam koşullarınıza. Harçlığım pek olmamakla beraber, çay içerken gökyüzünü seyretmek gibi, yağmur sonraları toprağın kokusunu içime çekmek gibi, su satıcısı, ayakkabı boyacısı ve berber çırağı arkadaşlar edinmek gibi bana huzur veren zenginlikler de var ömrümde.

Sevmiyorum yoksulluğu öven din yorumcularını; dinlerin gereklerini yerine getirip, vicdanın gereklerini umursamayanları da sevmiyorum. Bir zeytin ağacı niye kesilir sizce; çocuklara niye tecavüz edilir? Sigortasız çalıştırılan babam niye işten çıkartılır sizce; annem, uyanmayayım diye, niye sessizce ağlar gece yarıları… Niye dünya nüfusunun yüzde birinin serveti, geriye kalan yüzde doksan dokuzunun gelirine eşit sizce? Niye eceliyle ölmüyor tavuklar, kuzular nehirler ve ormanlar… Son sorum; serçeler, martılar, kırlangıçlar can da, niye can bilinmiyor kargalar…

Ben yürümeyi seviyorum, hem de çok. Oyun oynamak gibi bir şey benim için yürümek. Tek başıma yürüyorum çoğu zaman ve hayaller kuruyorum yürürken. Mağaza vitrinlerindeki kıyafetlere bakıyorum bazen. Özendiğimden değil, trendleri takip ediyorum! Vitrinlerden uzaklaşmamı söylüyor görevliler. Onlar da emekçi oysa, annem gibi, babam gibi; ama gözlerinde hınç, sözlerinde kibir… Belki insanlar daha az kıyafet alıp, daha çok kitap okurlar bir gün, kim bilir…(Param oldukça böyle yapacağım ben.)

Bir gün, bir beyefendi nasihat etmişti bana. “Sermaye düşmanı olma” demişti, “fesat şeyler düşünme” demişti. Batmanlı olduğumu öğrenince, “devletin ekmeğini yiyorsun, devlete ihanet etme” demişti. Bana bakınca, hiçbir hayvan ve hiçbir ağaç, sermaye düşmanı bir çocuk görmüyor niyeyse. Yeryüzünün, doğanın ve evrenin bütün bollukları hepimizin. Bölüşmeyi bilmeyendir sermaye düşmanı ve sermaye dediğimizse, vicdanımızdır en başta, adaletli olmamızdır, beraber üretmemiz, beraber bölüşmemizdir. Bunlar niye fesat şeyler olsun ki? Ayrıca, ben devletin değil, günde on iki saat, altmış derece sıcaklıkta çalışan, zar zor nefes alan, evlerine yorgun argın dönen fırın işçilerinin ekmeğini yiyorum! Yaz tatili başlayacak yakında ve mahallemizdeki fırında çalışacağım tatil boyunca. Bazı çocuklar için tatil demek, çalışmak demektir ve benim de emek verdiğim ekmekleri yiyecek nicesi; o beyefendi de dahil!

Bir film seyretmiştim, “Hayat Güzeldir.” Bir baba, esir kampını ve sürüp giden savaşı oyun gibi gösteriyordu oğluna ve babasıyla oyun oynadığını düşünüyordu çocuk İkinci Dünya Savaşı`nda.

Hayat güzeldir, evet. Bir külah dondurmayla mutlu oluyorum mesela; hayaller kurarak yürürken de mutluyum. Evet, bir oyunun içindeyim; siz de oynar mısınız benimle…

Karnemi aldığım gibi fırına koşacağım; mağaza vitrinlerinden uzaklaştırılan, sermaye düşmanı ve fesat şeyler düşünen bir çocuk, günde on iki saat ve altmış derece sıcaklıkta unlara bulanacak…

Ah, canım annem benim; uyanmayayım diye, gece yarıları yine sessizce ağlayacak…