Kasırga Yaklaşıyor: Hazırlanıyoruz! / M. Görkem Doğan – Başaran Aksu

15 Temmuz sonrası iyice akut hale gelen politik krizi aşacak ve yaklaşmakta olan uzun küresel durgunluğun işçiler emekçiler arasında yaratabileceği tepki karşında sermaye devletini güven sağlayacak bir rejim değişikliği önerisi tıpkı Bonaparte ya da Bismarck örneğinde ustaların gördüğü gibi sermaye sınıfını pek de dikkate almadan gerçekleştirildi. Söz konusu siyaset değişikliği onu bu şekilde gerçekleştirenin gücünü ortaya koyuyor buna rağmen sonuçlar gücünün temelinin pek de sağlam olmayabileceğini de gösterdi. Sermaye sınıfı ise sonuçta işine yarayabilecek bir değişikliği hiç elini kirletmeden elde etmiş oldu. Yurt dışına sermaye kaçıracak kadar korktukları siyaset erbabının ortaya çıkan zayıflığı onun gerçekten yıkılmasına yol açarsa sermaye sınıfı da endişeli geçen birkaç yılın sonunda yeni Türkiyelerine gönül rahatlığıyla kavuşmuş olacaklar.
Tam da bu yüzden Reis’in acelesi var. Önce 21 Mayıs’ta genel başkan olacak. Sonra en kısa zaman dilimi içinde -önümüzdeki sonbahar ya da ilkbahar- başkan olmaya çalışacak. Uluslararası ve bölgesel düzeyde pek çok şey aleyhine işliyor. Ekonomik veriler küresel düzeyde sonu görünmeyen bir durgunluğa işaret ederken ülkedeki reel ekonomi giderek daha fazla zorlanıyor. Güçlü “Hayır” ancak Sarayın sahip olduğu devlet gücü ile hile ve zorla engellemiş durumda ancak “Hayır”ın siyasal toplumsal sonuçlarının Saray rejiminin dayandığı zeminleri havaya uçurma dinamikleri içerdiğinin farkındalar. Bu zeminlerin başında ise bürokrasi geliyor. Referandum sonucu bürokrasiyi yeniden yeniden saflaştıracaktır ve bu saflaşmanın somut sonuçları olur. Siyaset bundan böyle daha çok çatışma ve daha çok krizle yol alır.

Hayır’ın toplumsal zeminin sınıfsal karakteri gereği (orta üst, orta ve orta alt gelir grupları, işçi sınıfının beyaz yakalı kesimleri ve mavi yakalıların daha güvenceli kısmı) düzen dışı bir siyasetin gerektirdiği zincirsiz bir tutumu sergileme şansına sahip değil. Ancak kontrollü bir radikalizm sergileyebilir. Başkanlığın adı Türk Tipi değil de Fransız ya da Amerikan Tipi olsa doğrudan evet cephesine devşirilecek büyük bir çoğunluk söz konusu. Ahmet Türk’ün son açıklamasından da anlaşılacağı gibi Kürtlerin de esas itiraz ettiğinin başkanlık değil de onun Reisçi Tipi olduğudur. Dolayısıyla girişte de belirtildiği gibi geniş kesimlerce beklenen bir tür restorasyondur. Fakat siyaset dolayımından geçmeden tarihsel yasalar gereği restorasyon olacaktır denemez ve bu restorasyonun hangi politik dolayımla gerçekleşeceği de sınıf mücadelesi açısından fark yaratmaz denemez. Siyasal alandaki düzen güçlerinin muhalefetinin yapısal açmazları ve programsızlıkları kısa vade de aşılacak gibi görünmüyor. Reis hala siyasal programa sahip tek siyasal güç. Kısa vadede devletin tüm yapısının dönüştürülmesinin pratikleştireceği karşı devrim görüntülü siyasal olaylar, hamleler görebiliriz.

Sorun buna emekçi sınıfların nasıl bir müdahalede bulunacağı bu sürece rengini nasıl vereceğinde düğümlenmektedir. Reis emekçi kesimlerin önemli bir kesimini kendi siyasetine şimdilik taraf etmiş görünüyor. “Vatan için sen de elini taşın altına koy” politikası, emekçilerden fedakârlık talep etmek, önümüzdeki dönem emek rejiminin siyasal sözü olacak görünüyor. Biraz açalım. Rejimin yapısının köklü bir şekilde değiştiği koşullarda emek rejiminin yapısının güvencesizlik ve esnekleşme doğrultusunda vahşi çalışma koşullarının yasalaştırılarak ya da kararnameler yoluyla dönüştürüleceği açıktır. Kiralık İşçilik Yasası, Zorunlu Bireysel Emeklik Sigortası (BES) uygulaması, grev, eylem, basın açıklaması, salon toplantısı yasakları, KHK’lar, kamudaki muhalif kamu çalışanlarını tasfiye edilmesi ve tabi ki Kıdem Tazminatının Fonu yasasının dayatılması hedeflenmektedir. Dahası da beklenmelidir. Kamu alanındaki çalışmanın sözleşmeli çalışmaya dönüştürülmesi yani 657’nin kaldırılması niyeti zaten beyan edilmiştir. Kuralsızlık resmileşecektir. Sermaye sınıfını şimdiye kadar olduğu gibi -ara sıra mızmızlansa da- en iyimser tabirle sessiz ve onaycı kılmanın yolu da buradan geçmektedir. Hitler’i onaylamış bir sınıfın hakikaten zorundaysa ve bazı güvenceler karşılığında Reisi onaylamaması gibi bir beklenti siyaseti aptallık olur.

THY’de HAVA-İŞ’in işverenle anlaşarak yaptığı toplu sözleşmede tanımlı ücretlerin düşürülmesi pratiği önümüzdeki toplu sözleşme sürecinde genel bir uygulamaya dönüştürülmek isteniyor. Batıyla yürütülen söylem dalaşı ve Şengal’de Rojova’da kışkırtılan Kürt savaşının önemli bir gerekçesi de rıza mekanizmalarının tükendiği noktada emeğin siyasal olarak şovenizm ve milliyetçilikle donanmış zor araçları ve pratikleri yoluyla boyunduruk altına alınmasıdır. Yabancı sermayenin kaçışının sürmesi, KHK hükümleri gereği yapılamayan on binlerce iflas erteleme başvurusu, tamamlanan büyük projelerin beklenildiği gibi kendi kendisini finanse edememesi, Katar’ın bile artık ancak Çaykur ipoteği ile borç vermesi gibi olgular ekonomik durumu ortaya koyuyor. Bu ahvalde bir önce ki MESS toplu sözleşmesi sürecinin sonrasında Fırtına yaratmış metal işçilerinin ve diğer sanayi iş kollarındaki işçilerin neler yapıp yapmayacağı Reis dahil tüm düzen güçlerinin temel korkularından biridir. Renault’ta Birleşik Metal Sendikası’nı engelleme işlerine doğrudan müdahil olması bu tehlikenin farkında olmasından kaynaklanıyor.

Görünen o ki kendi partisi tarafından bile yalnız bırakılan ve tek başına bırakma yedi düvelle savaşan Reise destek olma imgesi, “vatan için sen de elini taşın altına koy” siyaseti işverenler ve Hak-iş, Türk-İş’teki saray sendikacıları tarafından hem tabanda hem de geniş medya olanakları eliyle yaygınlaştırılıyor. Buna itiraz eden işçilerin tıpkı referandum sürecinde olduğu gibi vatan haini, terörist olarak damgalanacağı bir atmosfer yaratılması hedefleniyor.

Türk-İş’in kıdem tazminatı hakkının gaspı konusunda kırmızı çizgiden cayma sinyalleri, Hak-İş’in Saray çizgisinin ana sendikal çizgiye dönüşeceğinin de göstergesi. Zaten gerilediği bir süreçte KHK saldırısına maruz kalan KESK’in silkelenip yenilenme fırsatı önümüzdeki kongre sürecini nasıl ele aldığına bağlı olacak. DİSK’nin örgütsel bölünmüşlük ve dağınıkla önümüzdeki dönemin bu sert sınıf savaşına hazırlıksız yakalanacağı ortada. Esas olarak siyasetin yöneteceği bu savaş karşısında işçi sınıfı ya sermayece denetim altına alınmış sarı sendikalarla ya da yetersiz sendikal bürokrasilerle girecek. Devrimci muhalefet zemininde ise az sayıdaki sendika ve sınırlı çalışmalar yürüten sosyalist örgütler ve odaklar var. Birleşik bir emek odağının kısa sürede inşa edilmediği, DİSK’in gelen savaşa uygun bir biçimde hızlıca kendine çeki düzen veremediği oranda işimiz zor görünüyor ama umutsuz değiliz. Sınıf mücadelesine inanıyoruz.

İşçilerin ne yapacağına dair iyimser beklentimiz şudur. İki yıl önce Fırtına’dan öğrendikleri ve tarihsel hafızaları onlara rehberlik edecektir. Her şeyin AKP ve işverenler açısından güllük gülistanlık olduğu önceki dönemlerde hak ettikleri payı alamadığının farkında olan işçiler önümüzdeki dönemin toplu sözleşme süreçlerinde Ulusalcıların da dahil olduğu koronun “siyasal numaralarına” pabuç bırakmayacaklardır. Referandumda bütün milliyetçi mukaddesatçı lafazanlığına rağmen yenildiği bilenen iktidar “vatan haini, terörist” söylemiyle nasıl Renault işçilerinin DİSK’e geçişini engelleyemediyse bu söylemler pekâlâ önümüzdeki dönemde işçiler tarafından boşa düşürülebilir. Ancak önderlik ve ortak mücadele programı ve stratejisi sorunu görmezden gelinemez. Bizler uzun süredir altını çizdiğimiz birleşik bir siyasal emek odağını yaratma görevini sonbahara kadar tamamlamak, somutlamak üzere çalışıyoruz. İşçi sınıfı mücadelesini dair görevlerini söylemin ötesine taşıma iddia ve iradesine sahip işçilerle, devrimcilerle, sosyalistlerle bu hazırlık sürecini yürütüyoruz. Ortak bir mücadele programı ve ilkelerle hareket eden sendika yönetimleri, yöneticileri, sendika şube yönetimleri, yöneticileri ve sendika içi muhalefet grupları ve iş yerlerinden komite ve meclislerle örgütlenen, işçileri bir araya getirmeyi hedefleyen böylesi bir odağı yaratma görevi önümüzdeki dönemin sınıf savaşına hazırlık çalışmasıdır aynı zamanda.