Katar’ın Suçu Ne? – M. Görkem Doğan

Haftaya diplomaside sık görmeye alışık olmadığımız sertlikte bir bölgesel krizle başladık. Suudi Arabistan, yancısı olan ülkeler ve Birleşik Arap Emirlikleri Körfez İşbirliği Konseyi’nde birlikte oturdukları Katar’ı terör destekçisi ilan ettiler. Üstelik bunu çok ağır bir yaptırım salvosuyla destekleyerek ne kadar ciddi olduklarını da gösterdiler. Diplomaside olağan olan yaptırım baskısının kademeli olarak ağırlaştırılmasıdır. Burada yaptırımlar, temel ihtiyaç maddelerinin neredeyse hepsini ithal etmek zorunda olan küçük bir devlete derhal diz çöktürülmesinin istendiğini gösterir bir biçimde vahşice uygulanıyor. Öyle ki geriye başka atılacak adım kalmadığı için bu yaptırımlar işe yaramazsa Katar’a yüklenen ülkelere askeri müdahale yapmak dışında seçenek kalmıyor.

Peki bu noktaya nasıl gelindi, Necd çölünden çıkmış iki Vahhabi hanedan niye birbirine düştü. İlginç bir biçimde sorunun kaynağına dair bazı yanıtlar ısrarla İran’ı işaret ediyor. Açıkçası Trump’ın İran’ı şeytanlaştırma amaçlı dış gezisinin hemen ardından bu hamlelerin gelmesi ve Suudi tarafından Katar’ın terörü desteğine örnek olarak İran’la bağlardan da bahsetmesi bu kanıyı güçlendiriyor. Bununla birlikte Körfez İşbirliği Konseyi içinde İran’la ilişkisi olan ülkeler sıralamasında Katar açıkça Umman’ın ve Kuveyt’in arkasında kalır. Hatta bütün olarak Birleşik Arap Emirlikleri olmasa da Dubai Emirliğinin İran’la yakın finansal ilişkisi var ama kimse El Maktum hanedanının peşinde değil, hedefte El Sani’ler var.

Konuyu daha iyi kavramak için kanımca Katar’a yüklenen diğer büyük ülkeye bakmalıyız yani Mısır’a. Trump’ın Riyad’ı ziyaretinde orada olan ve garip bir ayine benzeyen parlak küreyi okşama seremonisinde Suudi Kralı Salman ve Trump ile birlikte poz veren Sisi unutulmamalı ki Beyaz Saray’ın ilk ağırladığı yabancı devlet adamlarından biriydi. Trump’ın İslam düşmanı danışmanı Steve Bannon’ın Sisi’nin tam da Müslüman ülkelerin ihtiyaç duyduğu türden bir devlet başkanı olduğunu düşündüğü de bir sır değil. Beyaz Saray’ın iltifatına, ABD’den rüşvet kabilinden milyonlarca dolar silah satın almadan da mazhar olabilen Sisi’nin İhvan’ın köküne kibrit suyu dökmek istediği de biliniyor. İhvan’ın en büyük dış mali destekçisinin Katar olduğunu burada ayrıca belirtmek gerekir mi bilmiyorum.

İhvan düşmanlığı Katar’a yüklenen üç önemli devletin de ortak noktası. İran Mısırlılar açısından zaten temel bir mesele değil, Birleşik Arap Emirlikleri de İhvan’dan rahatsız. Suriye’de İhvancı gruplarla Suudi destekli grupların giderek artan oranda birbirine saldırdığını görüyoruz. Üçlünün arkasında duran ABD ve İsrail’in Filistin İhvan’ından doğan HAMAS’a karşı düşmanlığı zaten ortada. İhvan’ın ABD tarafından terör örgütleri listesine alınacağı bir süredir konuşuluyor. Tam da bu tehlike yüzünden HAMAS yakın zamanda tüzük değiştirdi. Suudiler ve Sisi ABD’nin İslami terör takıntısını İhvan’a dolayısıyla Katar’a yönelterek fırsattan istifade Katar’a yeri öptürmek istiyor.

Boyundan büyük yumuşak gücü olan Katar İslam düşmanı ve Suudilere bağımlı bir Beyaz Saray’a ters ayakta yakalandı. Körfez bölgesinde kendini büyük ağabey olarak gören Suudilerin El Cezire televizyonundan ya da Katar parasıyla Vahhabi etkisinin karşısına çıkan İhvancılardan rahatsızlığının boyutları özellikle Katar’ın desteklediği ama Suudilerin hiç memnun olmadığı Arap Baharı sırasında iyice arttı. Yemen’e hukuksuz saldırılarını bir kocanın itaatsiz hanımını İslami usullere göre dövmesine benzetecek kadar burnu büyük Suudiler Trump’ın şımartması ve Mısır’ın desteğiyle Katar’a haddini bildirmek, kimin patron olduğunu göstermek istiyor. El Cezire televizyonu kapanmadan ve El Sani ailesinde adet olduğu üzere bir saray darbesiyle şimdiki Emir Hamad oğlu Tamim Suudi hayranı bir kardeş ya da kuzen tarafından ikame edilmeden rahatlamayacaklardır.

Tüm bunlar olası yeni bir emirle Suudi hizasına girecek Katar’ın İran’ı etkilemeyeceği anlamına gelmez. Değişikliği ilk başta Katar’ın yüzde yirmilik Şii azınlığı hisseder. Bu Beyaz Saray’ın Kim Jong Un’dan daha dengesiz olduğu düşünülürse İran’a saldırı ihtimali asla yoktur kimse diyemez. Bununla birlikte ilk hedefte İhvan ve destekçileri vardır. Tabi burada akla Türkiye’nin gelmesi gerekir fakat olay kendisiyle alakasızmış gibi arabulucu rolü oynamaya çalışan hükümet bu durumun farkında değilmiş gibi davranmaktadır. İhvan’ın ABD tarafından terör örgütü sayılması durumunda yaptırım uygulanacak kişiler listesi hükümet için çok can sıkıcı olabilir ama Türkiye’nin aklına uyup Şam’dan çıkan ve Katar’ın da şimdi sınır dışı ettiği HAMAS liderliği kadar canları sıkılamaz. Hamad oğlu Tamim El Sani uzun süre dayanamazsa çok fazla hissedilmeyecek olsa da, hükümet iktisadi boyutları da olacak bir başka dış politika yenilgisine doğru yol almaktadır.