Kitap | Breece D’J Pancake: Kışın İlk Günü

Breece D’J Pancake kaleme aldığı Kışın İlk Günü Yüz Kitap etiketiyle okuyucu ile buluştu. 27 yaşında hayatına son veren Breece D’J Pancake, metinlerinde yaşadığı coğrafyanın işçilerini, sınıf farkını kaleme aldı.

Batı Virginia’nın yoksul bir bölgesinde geçen on iki öykü, hem de öyle olağanüstü yetenekli bir genç yazarın elinden çıkma ki bu ilk kitabı 1924’te Hemingway’in In Our Time’yla sahneye çıkmasıyla kıyaslayası geliyor insanın. Bunlar iyi haberler. Trajik haberse 1979’da, daha 27 yaşına bile basmamışken intihar ettiği için Breece D’J Pancake’in tüm eserlerini bundan ibaret olması. Çok başarılı olabilecek bir kariyerin başında kendini neden öldürdüğü bir muamma… Ama bu öyküler –geçmişin bugün üzerindeki tahakkümünde ısrarlarında gergin, ağıtsal, merhametsiz– bakıldığında o kadar incelikli bir algıya sahip, zamanın önlenemez akışı karşısında savunmasız bir duyarlılığa işaret ediyor ki, muhtemelen ölüm bir kurtuluş gibi görünmüş olmalı. Bu öykülerin de çarpıcı şekilde gösterdiği üzere, doğduğu Batı Virginia’nın kömür madenciliği ve çiftçilik bölgesi Breece Pancake’in içine öylesine işlemiş ki, memleketinin yavaş yavaş can verişinden etkilenmemiş olması imkânsız.

İşçilerin öykücüsü

Neredeyse tüm öykülerin kahramanları erkek; çoğu düşük ücretli bedensel işlerde çalışıyor. (Kamyon şoförleri bile sendikasız, grev kırıcı olarak çalışıyor.) Sosyal hizmetlerden para karşılığı kendilerini almış üvey anne babalarla büyümüş yetimler bazen. Teşhis edilmemiş (ve görmezden gelinen) akciğer hastalıklarından mustarip madenciler; eski mahkûmlar, araba tamircileri, römorkör tayfası, kar küreği şoförleri, kaçak horoz dövüşü düzenleyenler, paraya çok ihtiyacı olduğu için profesyonellikten en uzak ölümcül şartlarda dövüşen boksörler.

Tabii ki çok içiyorlar ve eşleri de dahil kadınlara çok sert davranıyorlar. Geyik veya sincap avladıkları zaman bu onlar için spor değil, yemek yeme zorunluluğu… (Bazen canları dayanılmaz bir şekilde “yaban eti” çekiyor.) Zamanlarını barlarda ve salaş restoranlarda, kendilerinin yaşlanmış ve iç karartıcı versiyonlarıyla geçiriyorlar. ‘Bir Ömürlük Oda’nın neredeyse isimsiz anlatıcısı gibi şans eseri sevebilecekleri kadınlarla muhatap olduklarında, yakınlıktan korktukları için ilişkiyi mahvediyorlar; kadınları da erkekleri gibi merhametsizleşiyor.

Bu öykülerin en etkileyicileri –“Trilobitler”, “Koyak”, “Tilki Avcıları”, “Dövüşçü”, “Kupkuru”– nesir şiirler kadar yoğun ve sıkı şekilde örülmüşler ve çok büyük özenle okunmalılar (ve tekrar tekrar okunmalılar). Yazarın yöntemi hem kahramanlarında hem de okurlarında bir aşırı gerilim durumu yaratmak. Öykülerin açılış paragrafları çoğunlukla devamında gelecekleri bir tohum halinde ilan ediyor ve böylece, bir anlamda, öykü daha başlamadan tematik olarak tamamlanmış oluyor; okurken koşulların karşı konulmaz demir parmaklıklarının karakterleri kuşatıp hapsettiğini hissedebiliyorsunuz. Ve yalın, öz, sadeleştirilmiş, neredeyse kusursuz yazım tarzı da içeriğe çok uygun.

Çoğu ölüm sonrası derleme gibi, yazar kendi materyalini düzenleyemediği ve editörlerin bir kitabı dolduracak materyal bulma gibi pratik bir dertleri olduğu için Kışın İlk Günü’nde de her öykü aynı ayarda değil. Ama nispeten zayıf öyküler –mesela, bir tür çizgi roman gotikliğindeki “Ha Bire”– bile gayet cezbedici ve Pancake’in ayrıntıları atlamayan mükemmel bir gözü ve kulağı var. Kadersiz bölgesinin insanlarını o kadar iyi biliyor ve onları o kadar iyi anlıyor ki bu insanların birbirinden ayrı ama trajik bir kardeşlik içindeki kaderlerine kendinizi kaptırmadan ve benzersiz şekilde yetenekli bir genç yazarın külliyatının daha ilk kitabıyla tamama ermiş olduğunun değiştirilemez gerçekliği karşısında birazcık da olsa kederlenmeden yapamıyorsunuz.

Kışın İlk Günü, Breece D’J Pancake, çev: Ezgi Kıymaç, 182 syf., Yüz Kitap, 2017

(Kaynak: Joyce Carol Oates, The New York Times, 13 Şubat 1983 / Çeviri: Gazete Duvar – Barış Cezar)