Neden Corbyn kazandı? – Bhaskar Sunkara (Jacobin)

Çeviri: Gazete Hayır

Aslında kazanmamış olması umrumda değil – o kazandı. Jeremy Corbyn önümüzdeki yıllarda takip etmemiz için bize bir kılavuz sunmuş oldu.

Toriler gecenin sonunda iktidarda kalmış olabilir fakat günün kazananı Jeremy Corbyn.

Evet, bunun lafı çevirmek olduğunu biliyorum ama hele beni dinleyin: Geçen son birkaç hafta, İşçi Parti’sindeki sol yaklaşımıyla Corbyn’le uluslararası destekçilerinin yaklaşımını doğrulamış oldu.

Bu 1997’den bu yana İşçi Partisi’nin mecliste sandalye kazandığı ilk seçim, 2005’ten bu yanaysa en yüksek oy oranını aldığı seçim oldu. Ve bunu yirmi dört puanlık farkı kapatarak yaptı. Corbyn 2015 sonunda liderliği, kendi partisinin ardı arkası kesilmeyen hatta başarısız bir darbeyle zirvesine varan saldırıların ardından aldı. İşçi Partisi lideri olarak, kendi parlamenter meslektaşlarıyla parti kadrolarına bel bağlayamaz haldeydi. Etrafındaki küçük ekip, içeriden yapılan düşmanca sızıntılarla yanlış bilgilerin bombardımanına, medyanın eşi görülmedik karalama kampanyasına maruz kaldı.

Birleşik Krallık’taki elitlerin tümü Jeremy Corbyn’i devirmek için uğraştı ama o hala ayakta. Bugün partinin merkez kanadı üzerindeki gölgesi, İşçi Partisi lideri olduğu güne kıyasla çok daha güçlü.
Tamam, Corbyn bugün başbakan olmayabilir. ‘Kusurlu bir adaydı,’ güçlü bir konuşmacı değildi, onun da gafları vardı. Hepsi doğru. Ancak dışarıdan gelen düşmanlıkla kendi parlamenter grubunun muhalefetini bir kenara bırakıp, Corbyn’in partinin kuruluşundan bu yana yaşadığı en tehlikeli anda lider olduğunu unutmayalım.

İşçi Partisi’ne itibarını kaybettiren Blair-Brown hükümetleriydi. Irak’taki yıkıcı askeri maceralarından tutun, ülke içindeki özelleştirmelerine ve finansal krize verdikleri tepkilere kadar her şey hüsran vericiydi. Blaircilerin istediği olmuştu: İşçi Partisi sosyal demokrat bir partiden çok sosyal liberal bir partiye dönüşmüştü. Finans sektörünü kucaklıyor ve refah devletini yok ederek onu ‘modernleştirmeye’ çalışıyordu. Ancak tüm bunlara karşı soldan ciddi hiçbir meydan okuma gelmemişti. Parti kadroları profesyonel oy toplayıcılarına dönüşmüştü.

Partinin taban kitlesi bozulmuş, zayıflamış emek hareketiyle bağları zayıflamıştı. İskoçka kaybedilmişti. Öncesinde İşçi Partisi’nin ağırlıkta olduğu yerlerde, neoliberal ekonomik politikalara karşı yıllanmış bir öfkeyle hükümet karşıtı seslerini duyuran tek grup, sağcı Bağımsızlık Partisi’ydi.

İşte Corbyn’in miras aldığı koşullar bunlardı. Yine de tüm engellere rağmen, o ve ekibi İşçi Partisini hayata döndürdü.

Partinin kitle tabanını yeniden inşa ederek, onu yarım milyonu aşkın üyesiyle Avrupa’nın en büyük partisine dönüştürdüler. Bu çabanın desteklenmesine yönelik bir taban örgütlenmesiyle kazanılan ivme, Britanya genelinde on binlerce kişiyi örgüte kazandırdı. İşçi Partisinin merkezi ve sağ kanadıyla yapılan mücadele, bir bakıma önderliği itibarını kaybetmiş kurumlardan ayırmış oldu. Birçok parti üyesi, milyarderlere ait basının öfkesini artık paylaşır hale gelmişti.

İşçi Partisi on yıllardan sonra ilk kez sağlam bir sol nitelik ve platform oluşturdu. Anketlerde geriye düşerken bile, gerçek bir muhalefetin, gerçek bir alternatifin çekirdeğini oluşturmaktaydılar.

Ancak programı hiç umursamayıp sadece Torileri def etmek istemiş olsak bile, sağ eğilimli bir İşçi Partisi’nin neyi Corbyn’den daha iyi yapacağını tahayyül etmek zordur. Owen Smith, Muhafazakarların ezici üstünlüğü olması gerekirken, onu askıda kalmış bir parlamentoya dönüştürmesi için gençliği harekete geçirecek miydi? Angela Eagle veya diğer ‘yumuşak solcular’ Galler’i İşçi Partisi’nin elinde tutabilecekler miydi? İşçi Partisi dışında herhangi bir güç çıkıp, İskoçya Ulusal Partisi’nin cezbedici çağrısına rağmen İskoçya’yı geri kazanmaya başlayabilir miydi?

Corbyn bu seçimleri, İşçi Partisi’nin son dönemlerdeki muhafazakarlaşma sürecini durdurarak ve solun silahlarına sarılarak kurtardı. Başarısı, gelecek yıllarda demokrat solcular için kılavuz olma niteliğinde.

İşçi Partisi’nin yükselişi, Solun uzun zamandır tartıştığı bir şeyi doğruluyor: İnsanlar kamusal malların açık, net ve dürüst bir şekilde savunulmasını seviyorlar. İşçi Partisi’nin manifestosu bu anlamda radikal ve sert. On yıllardır ilk kez bu denli sosyalist. Bu net metin, temel kamu hizmetlerinin millileştirilmesi, eğitim, barınma ve sağlığa herkesin ulaşması, gelirin şirketlerle zenginlerden alınıp sıradan insanlara aktarılması için çağrıda bulunuyor.

6.3 milyar pound ilkokullara, emeklilerin korunmasına, ücretsiz eğitime, kamusal konut inşalarına ayrılıyor – İşçi Partisi’nin Britanyalı işçiler için vadettiği şeyler açık. Ancak bu plan eski tip basitliği sebebiyle basının sürekli saldırısına uğradı (‘birkaç kişi için değil çoğumuz için’). Ne var ki halkın arzularını yansıtmakta, milyonlarca insanın olmazsa olmaz saydığı bir hakkaniyet vurgusu taşımaktaydı.

İşçi Partisi’nin solcuları, hayali bir merkeze takılı kalarak kazanamayacaklarını hatırladılar. İnsanlara onların öfkelerini paylaştığını hissettirip onlara bu öfkeyi yapıcı bir şekilde kullanma imkanı vererek kazanacaklarını hatırladılar. Partinin seçim videosu bu anlamda açık ve netti: ‘Emeğimizin tam karşılığını istiyoruz.’

İşçi Partisi’nin ekonomik programı ilham verici olabilir fakat önderlik bunun dışında, kapitalizmin ötesine geçen bir sosyal demokrat vizyonu da diriltmiş oldu. Corbyncilikle ilgili en çarpıcı şey, neoliberalizmin başat olduğu bir çağda sıradan bir refah devleti kapitalizminin peşinde olmamasıdır. Özneleri kapitalizm altında reformizmin sınırlarını görmekte olup; demokrasinin kapsamını genişletmeye, sadece sermayenin zenginliğine değil onun mülkiyetiyle denetimine de meydan okumaya kafa yormaktadırlar. Altın Çağ sonrasının hangi merkez sol partisi, kooperatifçiliği geliştirme, ortak mülkiyetli teşebbüsler kurma ve devletin temel ekonomik unsurları denetlemesine yönelik planlar hazırlamıştır?

Planlar bütünüyle kapsayıcı olmaktan çok uzaktır, fakat Britanya’yı gelecekte çok daha köklü bir sosyalist dönüşümün yörüngesine sokma niyetindedir. Bu ulaşılması yıllar alacak güç bir hayaldir fakat geleneksel İşçi Particiliğinin ötesine gitmektedir.

İşçi Partisi’ndeki sol ‘salt bir sosyal-demokrat’ akımdan ibaret değildir. Savaş sonrasındaki dönemde sosyal demokrasi, sınıf çatışmasını iş dünyası, emek ve devlet arasında yapılmış üçlü düzenlemeler lehine bastırmaya çalışan bir şeye dönüşmüşken, Corbyn’in yeni sosyal demokrasisi sınıfsal karşıtlığın üzerine inşa edilmiş olup, tabanın hareketliliğini etkin bir şekilde teşvik etmektedir.

Ancak İşçi Partisi boş vaatlerle dolu bir programla bu noktaya gelemezdi. Sosyalistlerin genelde yüzleşmediği meselelerle uğraşması gerekmişti. Nitekim bunu temsil etmeye çalıştıkları ‘çoğunluğun’ sağduyusuna seslenerek başardılar.

Kampanya sırasında terör ve güvenlik meseleleri gündeme geldiğinde, Corbyn bu konularda Solun hiç de zayıf olmadığını hatta birçok açıdan rakiplerimizden üstün olduğunu gösterdi. İş terörizme geldiğinde yıllarca, Solun önündeki tercihlerin muğlak ilkelere yapışıp seçimlerde hüsrana uğramakla Sağın kavgacı retoriğini taklit etmek arasında bir yerde kaldığı varsayıldı.

Corbyn bunu aşmanın başka bir yolunu buldu. Manchester ve Londra’daki korkunç saldırıların hemen sonrasında bile, İşçi Partisi lideri Britanya emperyalizmiyle İslamcı terörün yaygınlaşması arasında bağ kurmaktan hiç korkmadı. Corbyn Britanya dış politikasının diğer yönlerini de eleştiri bombardımanına tuttu: Orta Doğu’daki gericiliğin merkezi Körfez ülkeleriyle İngiltere arasındaki köklü ittifakı eleştirdi.

Corbyn teröre karşı polislerin orantılı bir karşılık vermesi gerektiğini söyleyince, aşırı solun yoğun eleştirilerine maruz kalmıştı. Ancak geniş bir alternatif hat çizerek, terörizmin altında yatan toplumsal sebeplerden bahseder oldu. Ve bunları Torilerin kışkırdığı yabancı düşmanlığıyla korku tellallığına saldırmak için kullandı. Böylelikle terörizm tartışmasını köklü bir biçimde değiştirmiş oldu. Toplum karşıtı faaliyetlere katılan yabancılaşmış, kızgın insanlar hep var olacaktı fakat Corbyn’in önerdiği şey, bu eylemleri medeniyetler çatışması olarak değil, nedenlerini ortadan kaldırmanın zorunlu olduğu güvenlik sorunları olarak görmekti.

Seçmenleri hafife almayalım. Bitmek bilmez savaşların ve şiddetin ardından, birçoğu barışa hazır. Corbyn onlara istedikleri şeyi sundu ve bu sebeple cezalandırılmadı.

Güçten düşmüş bir Muhafazakar çoğunluğa rağmen, işler yarın öyle güllük gülistanlık olmayacak. Şu anda sarsılmış olsalar da Toriler yönetmeyi sürdürecek. İş dünyası ve medyadaki müttefikleri tekrar toplanacak. Çalışan insanlara ve kamu yararına saldırmak için yeni planlar tezgahlayacaklar.

Ne var ki Corbyn’in partisi, inandırıcı bir muhalefet olma, insanlara korku ve hayalkırıklığı yerine ümit verme konusunda, eski İşçi Partisi rejimlerinden çok daha iyi bir konumda.