Öğrenci eylemciliği yeterli değil – Freddie Deboer (jacobinmag)

Gazete Hayır’ın notu: Bu yazıya tam anlamıyla katılmasak da ülkemiz devrimci hareketinde önemli bir yer tutan öğrenci gençlik mücadelesi ve üniversite örgütlenmesi tartışmalarına katkı sağlaması açısından sizlerle paylaşıyoruz. 

Üniversitelerin neden başat sol örgütlenme sahası olamayacağının sekiz sebebi

Amber A’Lee Frost üniversiteler solcuların (veya diğerlerinin) temel örgütlenme sahası olamaz derken haklıdır.

Lütfen bunların normatif değil, gözlemlerden süzülmüş iddialar olduğunu akıldan çıkarmayın. Söylediğim şey, bir hareketin örgütlenme stratejisi içinde kampüsleri asıl alan olarak belirlemesinin iyi veya kötü olacağı değildir. Söylediğim, bunun iyi veya kötü hiçbir işe yaramayacağıdır.

1. Kampüslerde çok fazla insan olmaz.

ABD’de çok fazla üniversite var, dolayısıyla öğrenci sayısının ölçeğini abartmanız normal. Fakat bulgulara göre lisansta ve yüksek lisansta okuyan öğrencilerin sayısı yaklaşık 20 milyon. Bunun yanında yüksek öğretim kurumlarında çalışanların sayısıysa 4 milyon civarında.

Kabaca bu, çevrimiçi eğitimi bir kenara bırakacak olursak, bir şekilde düzenli surette kampüslerde bulunan kişilerin tüm Amerikan halkının yaklaşık %7.5’uğuna tekabül ettiği anlamına geliyor.

Yüzde 7.5 hiçbir şey mi? Ayır hiç de değil. Gayet anlamlı bir insan topluluğu. Ancak hepsini politik olarak örgütleseniz bile (ki bu hiç de mümkün değil), yetişkin nüfusun çok büyük bir kısmını dışarıda bırakmış olursunuz.

2. Kampüs eylemciliği mevsimliktir.
Kampüslerde birkaç ay boyunca süren protestoları pek işitmezsiniz. Neden? Yaz tatilinden dolayı. Tatiller bilindiği gibi öğrenci eylemciler üzerinde olumsuz etkiye sahiptir. Birkaç yıl önceki “kampüs isyanları” neden sönümlenip gitti biliyor musunuz? En büyük sebebi Noel tatili, diğeri de yaz tatiliydi. Ayrıca bahar dönemlerinin güz dönemleri kadar aktif olmadığı da bir gerçektir.

Eylemcilik bir ivme ve pratiğin devamlılığını gerektirir. Dolayısıyla düzenli ve sık tatiller işi çok zorlaştırır. Dikkatli ve güçlü önderliğe sahip örgütler, bu mevsimlik değişimlere kendilerini uyarlayacak adımlar atabilir fakat örgütlenmede okul takviminden ötürü daima büyük boşluklar açılacaktır. Oysa siyaset yılın her günü işlemeye devam eder.
3. Üniversite öğrencileri yerleşik ve kalıcı olmayan bir nüfus grubudur.

Pratiklerin sürekliliğine dönecek olursak, kampüslerdeki politik örgütler sürekli üyelerini ve liderlerini değiştirmek, yenilemek zorundadırlar. Çünkü öğrenciler nihayetinde mezun olacaklardır (ki temennimiz de bu). Nitekim bu sorun örgütlerin sıkı çalışması ve sağduyusuyla bir nebze giderilebilir. Ancak beş-altı yıl içinde kadrolarınızın %100 oranında değiştiği koşullarda, tutarlı bir politiz vizyonla kesintisiz bir niceliksel güce sahip olmak çok güçtür.

4. Üniversitelilerle kampüsün bulunduğu bölgedeki yerel halk arasındaki ihtilaflar yerel örgütlenmeyi zorlaştırabilir.
Ne yazık ki üniversitelerin bulunduğu semtler veya kentler, kampüs topluluğuyla yerel halk arasında gerilimlerin ve güvensizliklerin yaşandığı yerlerdir. Bu gerilimlerin derecesi kampüsten kampüse değişebileceği gibi, bir nebze hafifletilebilir de. Aslında bu ayrımları ortadan kaldırmaya dönük girişimler, kampüs eylemciliğinin en iyi biçimi olabilir.

Ancak kampüs sınırlarının ötesine geçen anlamlı bir dayanışma ilişkisini güçleştiren, üniversitelerle içinde bulundukları yerleşim alanları arasındaki karmaşık çatışmalardır. Kampüs sınırları çoğu kez üniversiteyle yerel halk arasında görünmez bir duvar gibidir.

5. Öğrenciler örgütlenmeye çok zaman ayıramayacak kadar yoğundurlar.

Öğrencilerin yüzde yetmişi çalışmaktadır. Çeyreği ise ailelerine bağımlı çocuklardır. Ayrıca bunlar, öğrenci olmanın zorunlu tuttuğu diğer şeyleri de yapmak zorundadırlar. Gerçekçi olup şu değerlendirmeyi yapmamız gerekir: Öğrencilerin büyük çoğunluğu haftalık mesailerinin çoğunu politik bir mücadeleye ayıramazlar.

6. Üniversite öğrencilerinin doğal, haklı ve birinci derece önceliği iş bulmaktır.

Kuşkusuz tüm çalışanlar, politik ilişkileri sebebiyle işyerinin tepkisini çekme riski altındadırlar. Ancak üniversite öğrencileri, özellikle internet çağında aleni bir şekilde politikleşmekten özellikle endişe etmektedirler.

Bugünlerde hepimiz, yaptığımız ve düşündüğümüz şeyleri sürekli kolaylıkla bulunabilen ve herkesin ulaşabildiği sitelere/ağlara arşivliyoruz. Bu durum henüz ilk işlerine girmemiş olan, muhalif politik geçmişleriyle kendilerini güvence altına almaları için gereken sosyal ilişkileri henüz kuramamış kişiler için özellikle rahatsız edicidir.

İzlenimime göre birçok üniversite öğrencisi politik eğilimlere sahiptirler ancak basitçe kendilerini riske atamamaktadırlar. Modern iş piyasası dikkate alındığında bu göz önünde tutulması gereken bir kaygıdır.

7. Üniversite eylemciliği ya öğrencilerin bir şeyleri öğrenip kendilerini geliştirecekleri ikincil bir yer, ya da örgütlenmenin esas alanı olabilir – ikisi birden olamaz.

Çoğu kez kampüs eylemcileri hatalar yaptığında (engelli öğrencilere yönelik ücretsiz yoga derslerini, yoga ‘kültürel ayrım’ olduğu için kapatma baskısı yapma hatası örn.) insanlar onların üniversite öğrencisi olduğunu – yani hatalar yapmaları, serbestçe başarısız olmaları gerektiğini söylerler. Nitekim bunda gerçek payı da vardır.

Bu yaklaşımdaki sorun, kampüsü sol örgütlenmenin esas alanı olarak gören yaklaşımla tamamen bağdaşmaz oluşudur. Kampüste olup bitenler sol hareketin geneli için önemliyse şayet, endişelenecek bir durum olmadığı söylenemez. Ancak kampüs örgütlenmesi genç eylemcilerin sorumluluktan çoğunlukla muaf olduğu bir yerse eğer, burada temel politik faaliyetler yürütülemez. Bu iki yaklaşım birbiriyle bağdaşmamaktadır.

8. Kampüsteki işgücünü emek ilkelerine göre örgütleyin.

Bunların hiçbiri kampüste örgütlenmeyin demek değildir. Aksine her yerde olduğu gibi buralarda da örgütlenilmelidir. Ancak bana göre Sol kampüslerde olup bitenleri saplantı haline getirmiş durumda, çünkü bu alanlar Solun anlamlı bir güce sahipmiş gibi göründüğü tek yer. Öğrenci eylemcilerin kendilerini donatıp yetiştirmeleri için politikleşmeleri teşvik edilmelidir. Ancak Amerika’da üç gençten sadece birinin üniversite mezunu olduğu düşünüldüğünde, sol gençliğin zorunlu öncü gücü olarak görülmeleri yanlıştır.

Diğer yandan kampüsleri bir işyeri gibi örgütlemeyi sürdürmek zorundayız. Ancak bu örgütlenme emek ilkelerine göre olur, akademik kültürün kendine has buyruklarına göre değil. Nitekim bu bizi şu temel teze götürür: Amerikan solunun temel hedefi ve odağı, öğrencilerin değil emeğin örgütlenmesi olmalıdır.