Siyasetsiz siyaset yürüyüşü – Mehmet Polat

“Yol insanı değiştirir, bir kere yürümeye başlayan, yolun başındaki kişi değildir artık” diye bir söz var. Kim demiş, bilmiyorum. Güçlüklerle savaşma ve engelleri aşarak ilerlemenin, yürüyen üzerindeki olgunlaştırıcı etkisi bakımından doğru bir söz. Ama kendi yaptığı yolu tekrar tekrar katedenler için de geçerli mi? Tümseği aşınca nasıl bir düzlüğe ulaşacağını, dönemecin ardında kendini nasıl bir manzaranın beklediğini önceden biliyor olmak, insana ne katar?

Kapalı devre yürüyüş parkurunu dolanıp durarak ancak spor yapılır ve ter, kilo, sıkıntı gibi orta-sınıf kentli yaşam tarzının yüklerinden kurtulunur. Gerçek bir değişim ancak bu tür parkurların ve spor olsun diye yapılan işlerin dışına çıkarak mümkün olabilir…

Tabi buradan hareketle, Yeni Şafak gazetesi yazarı Kemal Öztürk gibi, 69 yaşındaki CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun günde ortalama 18-20 km yürümesi üzerine sportif öğütler verme densizliği gösterecek değiliz. Öztürk 16 Haziran tarihli “Gandi yürüyüşünün teknik tarafı” başlıklı yazısında güya eleştirecek ya, sınırlı sportif amaçlı yürüyüş deneyimiyle Kılıçdaroğlu’nun nasıl ayakkabı, çamaşır giymesi gerektiğini, “oruç tutamayacağına göre” vurgusu da yaparak ne yiyip içeceğini, asfaltta yürümenin zararlarını filan anlatıyor. Havuz medyasının diğer pek çok yazarı gibi de, “Gandi” üzerinden güya siyasi eleştiri getirmeye çalışıyor. İster istemez, bu yazarların hepsinin de birbirlerinden kopya çekmiş gibi Gandi’nin 1930’daki “Tuz yürüyüşü” örneği üzerinden fikir geliştirmeye çalıştığını gördükçe şaşırıyoruz! Toplumsal olaylar karşısında neden hep aynı yanıtları veriyorsunuz, sorular mı çalındı yoksa?

Tabi havuz medyasının Gandi’yi överek Kılıçdaroğlu’nu “çakma Gandi” diye nitelendirmesi yalnızca kendi fikrî başarısı değil, buna çanak tutan Gürsel Tekin oldu. Enis Berberoğlu hakkındaki tutuklama kararının ardından Kızılay’da toplanıp Ankara’dan İstanbul’a doğru yürüyüşe geçileceğini duyururken, Tekin “Gandi, sokağa indi” diye bir slogan ortaya attı. Uzun süredir CHP’nin propaganda üreticileri, Genel Başkanlarının yüz hatlarının Hindistan’ın kurucu lideri Mahatma Gandi’ye benzerliği üzerinden siyasi çağrışımlar yaratmaya çalışıyor. Bizim bildiğimiz, genel başkanlar partilerinin dayandığı toplum kesimlerinin iktidar karşısındaki konumu üzerinden siyaset yapar. Böyle bir gereklilik varken siyasi çizgiyle yüz çigilerini karıştırmak, olsa olsa bir siyasetsizlik ifadesi sayılabilir. Şimdilik çarpık da olsa bir siyasi dengenin iki ucunda yer alan iktidar ve CHP muhalefeti, karşılıklı olarak siyasetsizliğin siyasetini yapıyorlar…

Gandi, emperyalizmin sömürgelerinde isyanların yükseldiği ve bağımsızlık savaşlarının birer birer zafere ulaştığı bir dönemde “barışçı mücadeleyi” savunan bir liderdi. Dolayısıyla milyonlarca etnik, dinsel farklılığa sahip halk yığınlarının İngiliz sömürgeciliğine karşı taşla, sopayla, kılıçla, okla, yayla, mızrakla savaştığı bir ülkede Gandi tarzı mücadele, sömürgecilerin de işine geliyordu. Çünkü eski dönemlerde olduğu gibi ülkeleri askerî işgal yoluyla değil, sermaye ihraç ederek ve işbirlikçiler yaratarak sömürmeyi planlıyorlardı. Nitekim İngiltere II. Dünya Savaşı sonrası başka sömürgeleriyle birlikte Hindistan’ın da bağımsızlığını tanıdı. Ama Hindistan hala emperyalist sömürüden kurtulamadı. Kendini Gandi’ye benzetmek çok hayırlı bir şey değil yani…

Öte yandan Yeni Şafak yazarlarından İsmail Kılıçarslan’ın 17 Haziran tarihli “Bastille, tuz yürüyüşü ve dandik Gandi” başlıklı yazısındaki gibi kurusıkı atıp tutanlar da, bir inanç sahibi olarak azıcık düşünmeli. Sonuçta Gandi’nin barışçı çabaları Hindistan’daki Müslümanların ayrılarak Pakistan’ı kurmasına engel olamadı ve böylece dünya emperyalist sistemi karşısında mazlum halklar biraz daha bölündü. Bunun sorumlusu yalnızca Hindular vs. değil, dinsel temelde bir ülke yaratmaya ve böylece iktidar sahibi olmaya çalışan Pakistanlı bazı İslamcılardı. İnsan kendi yandaşlarının da bir parçası olduğu tarih hakkında konuşurken onu bunu suçlayarak kendi sorumluluğunu unutmaya, unutturmaya kalkışmamalı…

CHP, Genel Başkanı öncülüğünde yürüyor. Parti yandaşı ya da liberal demokrat yazarlar, Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasının hukuksuz olduğunu yazıyor. Bunlardan uzun uzadıya bahsetmek gereksiz, kısaca hukukçu-gazeteci ve liberal demokrat Taha Akyol’un 16 Haziran tarihli Hürriyet’teki yazısından bahsedeceğim. Akyol yazısına “gazeteci ve milletvekili Enis Berberoğlu’nun 25 yıl ağır hapis cezasına çarptırılması yıllarca tartışılacak bir karardır” cümlesiyle başlıyor. Ve konuyu etraflıca irdeledikten sonra, “Berberoğlu hakkındaki casusluk ve örgüt suçlaması, Yargıtay’ı bilmem ama AYM’den, en fazla AİHM’den dönecektir; öyle olmazsa “ben hukuk okumamışım” diye burada yazacağım” diyor. Fazla söze gerek var mı?

Güvenilir bir gazeteci, iyi hukukçu ve zengin siyasi deneyime sahip birinin bildiğini Berberoğlu hakkında böyle bir karar verenler bilmiyor olabilir mi? Elbette olamaz. Öyleyse Berberoğlu’nun nasıl olsa bırakılacağı düşüncesiyle tutuklanmış olması mümkün müdür?

Sorunun pek çok yanıtı var. Olasılıklar üstüne akıl yürütmek bizim işimiz değil. Bu “spekülasyon”, yani boş laf üretmek olur. Biz yine gerçeklere dönelim. CHP muhalefeti de bu durumun er geç düzeltileceğini gördüğü için durmadan iktidara hukuk dersi vermeye çalışıyor ve maçın bundan sonraki devresine önde girmeye çalışıyor. Zaten eylemine “adalet yürüşüyü” demesi de bu yüzden. Eğer Berberoğlu davasında adil bir sonuca ulaşılacaksa, bu zaten yürürlükteki hukuk çerçevesinde olacak. İşte CHP’nin “karar hukukî değil siyasî” demesini de bunu gözönünde tutarak anlamak gerekiyor.

Evet, Berberoğlu kararı siyasîdir. Belirtildiği gibi bir suç var mı yok mu, olsa bile karar kesinleşmeden kaçma şüphesi bulunmayan birini tutuklamak doğru mu diye akıl yürütmeden önce, bir milletvekilinin milletvekilliği TBMM’de düşürülmeden tutuklanmasının nasıl mümkün olduğunu hatırlamak gerekir. Bunu 16 Haziran tarihli konuşmasında Binali Yıldırım şöyle diyerek yapıyor: “Sayın Kılıçdaroğlu şunu unutmuş gözüküyor, şimdi milletvekiline sahip çıkmasını normal karşılayabiliriz ama unutmasın ki TBMM’nde bu dokunulmazlıklar kaldırılırken, Enis Berberoğlu da dahil, kalkması yönünde olumlu oy kullanan Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Bütün partilerin, HDP hariç, oylarıyla dokunulmazlıklar kalkmıştır. Dolayısıyla bu dokunulmazlıkların kalkmasının sonucunun yargılama olacağını Sayın Kılıçdaroğlu baştan biliyor. Onun için şu anda gösterdiği tepki çok anlamlı değil, doğru da değil.”

Yani şimdi üzerinden yürüdüğü siyaset yolunun taşları döşenmesinde CHP de gayret göstermiştir. CHP kendi dışındaki muhalif kesimlerin sözcüsü olmayı düşünmemiş, hatta onların bastırılmasında iktidara destek olmuştur. Oysa demokrasi uzay boşluğunda uçuşan şekilsiz bir gaz değildir. Yenikapı mitinglerinde iktidarla birlikte olarak değil, iktidarın toplum üzerindeki haksız uygulamalarına karşı halkın içindeki mağdurlarla birlikte savunulur. Bugün kendi mağduriyeti üzerinden toplumdaki bütün mağdurları hatırlıyor gibi yapmasına inanmamız için, ezici bir çoğunluğunun adaletin güçlüden yana olduğunu düşündüğü bir toplumda “adalet” sözcüğünden daha inandırıcı bir şeyler söylemelidir.

Yaşanılan durumun siyasi anlamı bize göre şu olabilir: Referandum kazanılmış ama aradaki küçük oy farkı iktidara istediği hareket rahatlığını vermemiştir. Bu yüzden yalnızca kendi dışındakilerin değil, yanındakilerin de muhalif mırıldanmalarından rahatsızdır. Yönetim organları arasındaki uyum yeterince sağlanamamıştır. Uluslararası güç çevrelerinin yanı sıra TÜSİAD da gidişattan memnun değildir. Biz bu tür çevreleri dayanak alarak iktidarı eleştirecek değiliz elbette. Ama görünen durum budur. CHP kendi mağduriyeti üzerinden, rejimi tekrar rayına oturtmaya ve aksaklıkları gidermeye talip bir siyasi seçenek oluşturmayı deniyor. Bu yüzden “damat tutuklamalarına” dahi karşı olarak, geniş bir cephe oluşturmayı düşünüyor. İktidar ise, yönetim organlarının hassas parçaları üzerinde her türlü tartışma ve eleştirinin bir an önce bitmesi için çabalıyor. Yönetenler, eğer bu tür eleştirilerin önü alınmazsa sıranın kendilerine geleceği endişesi içindeler. Benzer bir endişeyi CHP muhalefeti de taşıyor. Bu sınırlı ve hassas bir gerilimin dengesi. Bu yüzden geniş halk yığınları olayı şimdilik temkinli ve uzaktan izliyor…