‘Sol, YSK konusunda CHP’yi yetersiz bulurken aynı yetersizliği Taksim konusunda gösterdi’

1 Mayıs’a sayılı günler kala İçişleri Bakanlığı’nın Taksim yasağı sonrası DİSK, KESK, TMMOB, TTB ve birçok sosyalist yapının Bakırköy’de toplanacağını açıklaması, baskı rejiminin kurumsallaştığı bir süreçte sosyalistlerin tutumlarını tartışmaya açıyor. Umut-Sen Koordinatörü Başaran Aksu ile rejim değişikliğinin oylandığı 16 Nisan referandumu ve sonrası olası gelişmeleri, 1 Mayıs için alınan Bakırköy kararını ve sosyalistlerin pozisyonunu konuştuk.

‘Hayır’ın yetmeyeceğini söyledik, tablo söylediklerimizi teyit etti’

16 Nisan referandumunda hileli bir seçim sonucuyla Türkiye siyasetinin geleceğine dair bir tablo ortaya çıkmış oldu. Biz referandum öncesinde yaptığımız değerlendirmede ‘hayır’ denmesi gerektiğini fakat bunun yetmeyeceğini; devrimciler, sosyalisetler açısından programatik çerçeveye sahip tutumların mutlaka geliştirilmesi gerektiğini söyledik. Tablo söylediklerimizi teyit etti. Şimdi 1 Mayıs’a doğru giderken Saray, bekleme ve 7 Haziran sonrasında olduğu gibi kendi planını yapma taktiği izliyor. YPG’ye yönelik bombardıman ve çatışma çizgisi bunu gösteriyor. Fakat referandumun bir siyasi sonucu olacak; bürokrasi, egemen klikler ve kontrgerilla ekipleri içerisinde çatışma ve uzlaşmayla yeni denge zeminleri aranmaya devam edilecek.

‘Sol, YSK konusunda CHP’yi yetersiz bulurken aynı yetersizliği Taksim konusunda gösterdi.’

Kuşkusuz bir erken seçim hamlesi güçlü olasılıklardan biri olarak duruyor. Sermaye mevcut krize karşı Tayyip Erdoğan’dan başka bir seçeneğe henüz sahip değil, AKP içi veya dışındaki arayışların böylesi bir alternatifi kısa sürede üretmeyeceği de aşikardır. 1 Mayıs’ı siyasal kriz ile ekonomik krizin çakışacağı bir dönem ile karşılıyoruz. YSK’nın yapmış olduğu kanun dışı uygulama karşısında CHP’nin tutumunu yetersiz bulan Türkiye sosyalistleri Taksim’in yasaklanması konusunda malesef kendileri de kararlılık gösteremedi. Soylu ile yapılan görüşmenin ardından düzenin çizdiği sınırlar içerisinde 1 Mayıs kutlamasına rıza gösterdiler.

İşçi Sınıfı son yıllarda güçlü platformlar eşliğinde 1 Mayıs kutlayamıyor, dolayısıyla Sınıf’ın kitlesel gücünün sesi ve talepleri, Türkiye siyasetine etki edebilecek kanalları bulamamaktadır. Fakat Taksim’in tarihsel öneminin yanı sıra hiçbir kanuni ve anayasal süreci uygulamayan bir iktidar karşısında ‘hukuk’a uyarak gösterilen yerde miting yapmak sosyal demokrasinin tavrı olabilir, sosyalist devrimci siyasetin tavrı kesinlikle olamaz. Bakırköy’e giden dostlarımıza kardeşçe, dostça bir eleştiridir, hepimizin bunun üzerine düşünmesi lazım.

‘Yenilgi durumu devam ediyor’

DİSK, KESK, TTMOB, TTB ve sosyalist örgütlerin tüm güçlerini Taksim’e yığdıkları bir süreç vardı, bu süreç ve olanaklar değerlendirilmemiştir. Kimse düzen karşısına güçlü bir muhalafeti dikme derdinde olmamıştır. Bu pozisyon alınmadığı için de Bakırköy’e gitmeyi ‘İşçi Sınıfı’nın gücünü açığa çıkarma’ gibi söylemlerle açıklamaya çalışmak abestir. Yenilgi durumu devam etmektedir.

Referandumda çokluğa dayanan; halkın kendi imkanlarını seferber ettiği bir sonuç ortaya çıkmıştır. Fakat bunun içerisinde sol sosyalist bir duruşun ilkeleriyle kendini belli oranda hissetirdiği bir zemin yakalanabilirdi olmadı, bu imkan da kaçmıştır. Saray ve Tayyip Erdoğan da görmektedir ki hayır diyenler sınıfsal olarak orta üst sınıflar, orta sınıflar, orta alt katmanlar ve işçi sınıfının ağırlıklı olarak sendikalı-güvenceli kesimleridir. Kentlileşme devam ettikçe bu arayış devam edecektir. Bu zeminin düzen dışı bir siyasetle davranacak ve mücadele edecek çizginin sahibi olma durumu yoktur. Bunlar esas olarak tadilatçı, uzlaşmacı ve restorasyoncu kesimlerdir.

‘Devrimci siyasetin önemli bir toplumsal temeli ‘evet’ zeminindedir.’

‘Evet’ diyen dinamik içerisinde geniş bir yoksul, emekçi topluluk vardır. Mesele düzen dışı siyasete bu kesimlerin nasıl katılacağı meselesidir. Devrimci siyasetin önemli bir toplumsal temeli de orada bulunmaktadır. Önümüzdeki dönemde kimya, metal gibi Türkiye’nin temel işkollarında toplu sözleşme sürecine girilecek. Tayyip Erdoğan bunun da farkındadır ve sermayeyi memnun etmek adına emeğin haklarını gasp eden adımları hızlıca atacaktır. Ama bu durum kendi tabanıyla karşı karşıya geleceği sonuçlar üretecektir. İktidar bunun karşısına iki şekilde geçebilir: birinci sopa ve zor siyasetini içerde yüksek tutumak; ikincisi dışarıda bir Kürt savaşı ile milliyetçi algıyı batıda işçiler içinde yaygınlaştırmaktır. Dolayısıyla ‘vatan için fedakarlık et’ gibi bir söylemin işçi sınıfına dayatılacağı günler bizleri beklemektedir. İşçi Sınıfı örgütlerinin, sendikalarının bu tabloyu görüp hazırlık içerisine girmeleri önemlidir. Bu öteden beri altını çizdiğimiz bir durumdur.

‘Bakırköy kararı politik cesaretsizliğin göstergesidir’

Bir sosyalist cumhuriyet alternatifini bu süreçte şekillendirmek mümkündür. Programatik düzeyde rejimin geleceğine dair önerilerde bulunmak, toplumun arayışını siyasal taleplerle birleştirmek olasıdır. Geniş toplumsal dinamikleri harekete geçirecek cephesel formlar kurmak yapılabilir bir iştir. Fakat sol halen CHP ve HDP’nin etrafında, onların korunaklılığı altında yaşamayı devam eden; kendi bağımsız çizgisini halkın önüne koymada politik cesaret gösteremeyen bir şekilde davranmaya devam ediyor. Bakırköy bu politik cesaretsizliğin bir göstergesidir.

Biz Çorlu ve Gebze’de kortjelerimizle alanda olacağız ve Taksim’e de ‘yasaklarınızı tanımıyoruz, itiraz ediyoruz, hayır diyoruz’ demek için çıkacağız. İşçi Sınıfının şehitleri ve geçmişten bugüne taşıdığı mücadeleci çizgiyle ferah bir bağ kurabilmek adına 1 Mayıs’ta böyle bir tutumu ifade ediyoruz. Kuşkusuz düşman büyüktür, güçlüdür. Fakat biz düşmanın karşısına işçinin, halkın bedenini çıkarıp onun sloganını sembolik de olsa zayıf da olsa ifade etmenin geleceğe dair öncülük açısından önemli olduğunu düşünüyoruz.

Yorum Yazın