Suriye Demokratik Güçleri, IŞİD ile neden uzlaştı? – Fehim Işık (Artı Gerçek)

Türkiye’nin “Niye onları öldürmediniz?” demesinin bir kıymeti harbiyesi yoktur. IŞİD’liler Rakka’da sivillerle birlikte öldürülseydi, bu kez tam tersini söyleyeceklerdi.

BBC’nin sansasyonel bir şekilde servis ettiği, Türkiye’nin dört elle sarıldığı IŞİD’lilerin Rakka’dan anlaşarak çıktıkları iddiası, heyecan yaratmışa benziyor. Onca yıldır IŞİD’e karşı savaşan Suriye Demokratik Güçleri’ni (QSD) IŞİD işbirlikçisi ilan edenler mi? “Biz demedik mi IŞİD ile yaşanan bir savaş yok, bu yaşananlar oyunun bir parçası” diyenler mi? Rakka’nın herhangi bir direniş olmadan QSD’ye teslim edildiğini, söyleyenler mi? Ne isterseniz var…

Tabi, bu söylemlere sarılanlar yalnız Türkiye’nin bilindik Kürt karşıtı ırkçı zihniyeti değil. Kendine solcuyum, devrimciyim diyenler arasında da, Esad yanlılarından da Kürtlerin, QSD’nin IŞİD’e karşı mücadelesini küçümseyip önemsizleştirmek isteyen birbirinden farklı düşünen çokça kesim BBC’nin haberine sarıldı.

Şunu belirteyim tabi. Her ne kadar birilerinin Kürt karşıtlığını depreştirmiş olsa bile BBC muhabiri Quentin Sommerville’in habercilik çabasını küçümsemiyorum. Kuşku yok, iyi bir habercilik yapmış ve gazeteci olarak edindiği bilgileri paylaşmış. Kaleme aldığı habere ilişkin somut bir bilgi sahibi değilim. Ancak bir kısmı yerel bilgi ile desteklenen kanaatlerim var. Bu kanaatlere dayanarak şunu söyleyeyim; evet, bence de QSD ile IŞİD arasında Rakka’nın özgürleştirilmesinin son iki haftası ağır bir savaşla değil, çatışmaların zaman zaman sürdüğü ama ağırlıkla aracılar üzerinden dolaylı pazarlıkların yapıldığı hesaplarla geçti.

Rakka operasyonunun son günlerini anımsarsınız. Ekim ayının ilk günlerinden itibaren Rakka’nın sadece Futbol Sahası ile Hastane binası IŞİD’in elinde kalmıştı. Tüm mahalleler 3 ayı biraz aşkın bir sürede IŞİD’den temizlenip QSD’nin denetimine geçmiş, ancak mahalle bile denilemeyecek iki yerleşim birimi 13-14 gün süren çabalara rağmen bir türlü IŞİD’den alınamıyordu veya alınmıyordu. Bu, sıra dışı bir şeylerin yaşandığının işaretiydi ve bu sıra dışılık, elbet her gazetecinin merakının depreşmesine neden oluyordu.

Ekim ayının başından itibaren neredeyse her gün irili ufaklı ‘Rakka bugün özgürleşecek’ haberlerini görmek mümkündü. Ancak o gün 16 Ekim’e kadar bir türlü gelmedi. Arada QSD adına birkaç kez açıklama yapıldı ve hep ‘operasyonda sona gelindiği, Rakka’nın kısa sürede IŞİD’den temizleneceği’ belirtildi.

Bu sürecin ayrıntılarının peşine düşenlerin ne olduğunu anlaması, aslında o kadar zor değil. Bölgeyi biliyorsanız, anlarsınız. Nihayetinde herkesin merak ettiği ayrıntı, QSD Sözcüsü Cihan Şêx Ehmed tarafından da dile getirildi. Ehmed, operasyonunun tamamlandığının açıklamasından 4 gün önce, 12 Ekim’de Artı Gerçek Rojava Muhabiri Gamze Kafar’a verdiği özel söyleşide aynen şunları söylüyordu:

Alanları çok daraldı. Bir yandan da 4-5 bin sivilin yaşamı söz konusu. Bu az bir sayı değil. Suriye Demokratik Güçleri olarak bu yüzden daha ağır hareket etmek zorundayız. Öncelikle sivilleri kurtarıp, son operasyonumuzu yapabiliriz. Bizim için en büyük başarı her şeyden önce sivillerin kurtarılması. Bunun için de her ne kadar hedefimiz Rakka şehrinin özgürleştirilmesi olsa da sivil halkların kurtarılması en büyük stratejimizdir.

Bilmeyenler için tercüme edeyim. Bu açıklamada Ehmed, açıkça 5 bin insanın yaşamını riske edemeyiz, diyor. Yani IŞİD ile bir pazarlık sürecine girildiğini, belirtiyor.

Bu çok ilginç mi? Bu, IŞİD ile anlaşmak mı?

Türkiye’nin, Kürt karşıtlığı üzerinden nefretini kusmak isteyenlerin o kadar abarttığına bakmayın. Böylesi bir pazarlık IŞİD ile QSD arasında ilk kez yaşanmış değil. Daha öncesinde de YPG ve YPJ ile IŞİD ya da El Nusra arasında benzer durumlar yaşanmıştı. Taraflar resmi olarak açıklamasa da savaşın doğasına uygun davranışlardır, bunlar.

Önceki pazarlıkların bir kısmını aktarayım.

IŞİD ile YPG, birçok kez karşılıklı cenaze, yaralı ve esir değişimi yaptılar. Bu değişimlere zaman zaman çocukları savaşçı olmayıp IŞİD’in elinde esir olanlar tepki gösterdi. IŞİD ile YPG’nin karşılıklı olarak esir savaşçıları değiştirdiğini, sivillerin değişiminde yeterince sorumlu davranmadıklarını söylediler. Bu konuda YPG ve YPJ’nin yapabileceklerinin sınırlı olduğu biliniyor. YPG ve YPJ, sivilleri esir almadığı gibi IŞİD’lilerin ailesi de dahil kendi alanlarına gelen herkese mülteci ya da esir hukukuna uygun davranıyordu. Bunların önemli bir kısmı da tekrar IŞİD bölgelerine geri dönmek istemiyordu. Bu durumda IŞİD’in elindeki YPG ve YPJ savaşçılarını öncelikli olarak geri almak için çaba harcaması doğal. Elbet siviller de alınmalı. Ancak IŞİD, belli sayıda elemanına karşılık az sayıda YPG, YPJ veya QSD savaşçısını veriyordu. YPG, YPJ ve QSD’liler ise tek arkadaşlarının, yoldaşlarının tırnağına bile zarar gelsin istemiyorlardı. Bunun için de çoğu kez 1 YPG veya YPJ savaşçısına karşılık 15-20 IŞİD’liyi geri veriyordu. Durum böyle olunca sivilleri almak kolay olmuyordu. Bir başka durum daha var. IŞİD, aynı şeyi savaşçılar için yapmıyordu ancak sivilleri parayla ailelerine geri veriyordu. Bu nedenle de sivilleri teslim etmek istemiyordu. Bir tarafta sivillere mülteci hukukunu uygun gören güçler, diğer taraftan çetecilik ile ‘İslam Devleti’ davasını güdenler. İkisini bir tutmak mümkün mü?

Bir kez daha yazayım; pazarlık ilk kez Rakka’da gerçekleşmedi. Hasekê’de, Mınbiç’te, Tabka’da başka birçok yerde de yaşandı ve gerçekleşti. Üstelik sadece esir, yaralı veya cenaze değişimi değil, savaş cephesinde de farklı pazarlıklar yapıldı.

Tabka’nın son günlerini anımsayın. Baraj kenarına sıkışmış bir avuç IŞİD’li kalmıştı. Benzer iddialar o günlerde de dile getirildi. Akabinde, ABD Savunma Bakanlığı Sözcüsü, Rakka yolunda bir IŞİD konvoyunun vurulduğunu ve aralarında üst düzey yöneticilerin de bulunduğu 75 IŞİD’linin öldürüldüğünü açıkladı.

Sonradan anlaşıldı ki Koalisyon Güçleri tarafından vurulan konvoy Tabka’dan sivilleri kendilerine kalkan ederek çıkan son IŞİD’lilerdi ve bunlar bombalanmıştı.

IŞİD bunu unutmadı, bu nedenle Rakka’da aralarında çocuk ve kadınların da olduğu binlerce sivili kalkan yaptı ve dört bir etraflarını bombalarla tuzakladı. Burada bir gerçek daha var o da IŞİD’liler arasında azımsanmayacak kadar bölgedeki Sünni Arap aşiretlerinden olanların bulunması… Kanımca bir kısmı saf değiştirip QSD’ye destek veren bazı aşiretler devreye girdi ve nihayetinde IŞİD’liler bölgedeki tuzakları temizleyerek rehin sivillerle birlikte Rakka’dan çıktı. Konvoylarının yolda bombalanmaması ABD’nin de bu gelişmeden haberdar olduğu ve desteklediği anlamına geliyor.

Bir daha sorayım?

Bu, IŞİD’le işbirliği mi?

Bu, IŞİD’in Rakka’da siviller hariç 2 binin üstünde cenazesini geride bırakmasına neden olan bir çatışmada QSD’ye karşı savaşmadığı anlamına mı geliyor?

Peki, ya bedenini Rakka’da yürütülen IŞİD’e karşı savaşta kalkan eden QSD savaşçılarına ne demeli? Bunlar, IŞİD savaşmadığı için mi yaşamlarını feda ettiler?

Siz bakmayın, özgürlüğün ne anlama geldiğini bilmeyen, hariçten gazel okuyan zavallılara.

Savaşta, yeri gelir düşmanınla anlaşırsın.

Çanakkale hikâyeleri anlatanlar, yemek aralarının, yaralıların cepheden toplanmasının hatta namaz kılma saatlerinde savaşın durdurulduğunun efsanelerini anlata anlata bitiremiyorlar.

Niye, Çanakkale’de yaşanan savaş da Rojava’da, Suriye’nin diğer kentlerinde yaşanan savaş değil mi?

Bir son söz daha belirtip bitireyim: IŞİD’e olmadık destek veren bir zihniyetin şimdi kalkıp “Niye onları öldürmeyip serbest bıraktınız?” demesinin bir anlamı da, kıymeti harbiyesi de yoktur. Emin olun onlar, söz konusu IŞİD’liler sivillerle birlikte yaşamlarını yitirseydiler bu kez tam tersini söyleyeceklerdi. QSD’yi canilikle suçlayacaklardı. Kendileri Cerablus’ta, Bab’da, Halep’te, İdlib’de tamamen işbirliği ile adım attıklarında büyük operasyon, başkaları insanlar ölmesin diye çaba gösterdiğinde IŞİD’le işbirliği, değil mi?

Kargalar güler buna…