Trump kartları, koz Katar – Belgin Cengiz (artı gerçek)

Trump Planet/ Trump gezegeninde neler oluyor?

ABD seçimlerinin hemen sonrası yayınlanan The Economist 2017 Ocak sayısının kapağı, aslında Trump ile başlayan yeni sürecin habercisi oldu. “Trump Planet” (Trump gezegeni) başlığı ile sermaye grupları, oyunun kozlarını belirlemiş, kartları açmıştı.

Kartlar, 2017’de doğu ile batı arasında, merkezi Mezopotamya havzası olan kanlı savaşlar, dünya devleti kurulumu, imparatorun hâkimiyeti, salgın hastalıklar, kimyasal silahlar ve nükleerin kullanımı gibi öngörüleri kapsıyordu.

ABD Başkanı Donald Trump başkanlık döneminin ilk görüşmesini İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yaptı. Danışmanları, yapılan görüşmeyi kamoyuna, ‘Ortadoğu’daki güvenlik sorununun ele alındığı bir konuşma’ olarak yansıttı. Muhalifler içinse bu durum, Trump’la birlikte ABD’nin yeni politikasının, Ortadoğu merkezli siyasetin İsrail lehine güçlendirilmesi olarak değerlendirildi.

Peşi sıra İngiliz The Independent gazetesi tarafından gündeme gelen Donald Trump’ın İsrail’e: ‘Amerikan Büyükelçiliği’ni Tel Aviv’den Kudüs’e taşıma sözü verdiği’ iddiası gündeme geldi. Bu, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımayan ve kendi elçiliklerini Tel Aviv’de bulunduran BM’ye bağlı ülkelere karşı da mesaj veren bir hamleydi. Trump’ın bu girişiminin diplomatik bir krize yol açması beklenirken, bir yandan da İsrail – Filistin sorununda taraf tutması olarak değerlendiriliyordu. 

KUTSAL MEKANLAR ZİYARETİ

İzleyen günlerde Trump, başkanlığı döneminin ilk yurt dışı programına Suudi Arabistan, İsrail ve Vatikan’ı aldı. Gezisinde seçilen üç yer, üç büyük dinin de kutsal mekânlarıydı. Müslümanlar, Yahudiler ve Hristiyanlar’ın kutsal mekanları…
Sansasyon yaratan görüşmelerinden birkaç gün önce İsrail Bakanı Yoav Galant tarafından dile getirilen ‘Esad’ı öldürmek için zaman geldi’ açıklaması, Trump’ın bölge siyasetindeki yönelimini de belirledi. 

Kutsal mekânlar turunun bir hafta öncesinde konuşma yapan İsrailli Bakan Galand’ın; “yılanın kuyruğu Esad ise başı İran’dır; ikisini de yok etmek gerekir” ifadesi Trump için gerekli alt yapıyı hazırlanmıştı. İsminin anlamı, seçildiği evrede çokça konuşulan Trump (boru ve koz), Ortadoğu hamlesiyle Sur borusunu (kıyamet) üfleyen kişi olarak tarihe yönlendirildi.

TRUMP – TÜRKİYE GÖRÜŞMESİ 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Turmp ile yapılacağı görüşmeyi “Bizim yapacağımız görüşme virgül değil nokta olacaktır’ ifadesi ile gündeme getirdi. Toplamda 22 dakikalık görüşmede, Türkiye’ye ABD’nin verdiği misyon, ‘1950 yılında Kore’de takındığı askeri rolün yani NATO stratejisine uyumlu davranmasının’ devamlılığı yönünde oldu. Bu aslında Trump ve İsrail tarafından kurulması planlanan ‘Sunni Arap Bloğu’nun NATO’suna uyumlu olarak dahil olması için, kibar ve net bir uyarı gibiydi. 

Erdoğan’ın Trump buluşmasının hemen ardından, 20 Mayıs’ta, 55 Arap ülkesini kapsayan ABD – Arap Ülkeleri Zirvesi’nde, “Aşırıcı İdeolojilerle Küresel Mücadele Merkezinin” açılışı sırasında Turmp’ın yaptığı konuşma, Arap bloğunun yeni misyonun da işaretlerini taşıyordu. Radikal ‘islamcı’ terörizm değerlendirmesinin, 350 milyar dolarlık silah ve yatırım anlaşması ile rafa kaldırıldığı konuşmasında Trump, onun yerine ‘”Bu farklı inançlar, farklı medeniyetler, farklı mezhepler arasındaki savaş değil, iyi ile kötünün savaşıdır” değerlendirmesini tercih etti. 

Trump’tan önce zaten İsrail ile Suudi Arabistan arasında yakınlaşma başlamıştı. Ticari ilişkilerin geliştirmesi için iki ülke delegeleri, aynı konferanslarda birlikte görülmeye başlamıştı. Yemen’deki gelişmeler, Suudilerin bölgedeki öfkesinin İran’a çevirmesini sağlayınca, İsrail’le yakınlaşmaları arttı. İki ülkenin yakınlaşması, sahada İslam ve Yahudi güçleri arasında ki köklü gerilimde, eksenin kaymasına neden oldu. Trump’ın majikal küre etrafında, ittifak kurduğu Arap liderleri ile birlikte yayınlanan fotoğrafın tarafları belli oldu. Yeni dönem İslam ülkeleri arasında Suudi Arabistan ve Mısır öncülüğünde ki Körfez ülkeleri, ABD siyasetin ana ittifakı olarak rol alırken, askeri hamleler başta olmak üzere ticari hareketlilikde buna göre yeniden dizayn edildi. 

Trump’ın uluslararası ziyaretinin Vatikan ayağında Papa’nın Trump’a mesafeli yaklaşımı, yazının başında değindiğimiz Trump kartlarında işaret edilen, Avrupa ile ABD’nin siyasal ayrılığına ve İsrail’in egemenliğinde, Ortadoğu siyasetindeki dönüşüme işaret ediyordu. The Times dergisinin ifadesiyle ‘Trump Gezegeni’nin kadim başkenti ‘Kudüs’, alması gereken nihai rolü alarak belki de kehanetlerin realize olmasını sağlayacaktır.

Katar Krizi, işte tam bu süreçlerin üzerine inşa edildi. Kriz öncesi iyi ve kötünün savaşı olarak belirlenen yenidünya siyasetinde, ‘İslam terörü’ adına peş peşe patlayan bombalar, küresel algı yönetiminin taraflarına da işaret ediyor. Bombanın sahiplerinin ve hedefi belirleyenlerin kim olduklarının muallâkta kaldığı terör eylemleri, bir yandan da ABD ve İsrail bloğunun siyasal hâkimiyetine uygun baskı ortamının hazırlanmasına hizmet ediyor.

KRİZİN KODLARI RABİA SEMBOLÜ

Sünni İslam bloğunun, Müslüman Kardeşler perspektifinden siyasal ifadesi olan Rabia hareketinin, İslam içinde tarihsel geriliminden beslenen karşıtı, Şii İslam birlikteliğiydi… Hatta Suriye sahası bu iki karşıtlığın kapışma yeri olarak öne çıkmaktaydı. Bugün bu kodlar değişti. Kehanetlere dayalı siyaset üretme devri de böylece bitti.   

Türkiye bu klasik senaryodaki savaşın tarafı olarak, Rabia sembolünün yanında ve Müslüman kardeşleri destekler konumda hareket eden bir politika izlemekteydi. Türkiye’ye Katar krizinden önce ABD tarafından ayar çekildi. Malta Files krizi olarak gündeme gelen uyarı, Erdoğan’ın gözde yatırımcısı Mübariz Masimov üzerinden gelişti. Masimov, gerek Azeri kökeni ile gerekse Tayyip Erdoğan’ın küçük oğlu Necmettin Bilal Erdoğan ile olan ticari ilişkisiyle, Reza Zarrap krizine eşdeğer ‘yolsuzluk’ vakası olarak ele alındı. Palmali Şirketinin sahibi Mansimov, yaklaşık 270 civarında gemi ile taşımacılıkta tonaj olarak dünya lideri olduklarını ve tür olarak yük değil petrol ve enerji transferi yaptıklarını belirtti. Enerji transferinde Katar doğalgazının nasıl bir yer tuttuğu ise tartışmaya açık bir başlık olarak gündeme yerleşti. 

Güncelliğini koruyan Katar krizi bugün enerji savaşının merkezine oturdu. Basra Körfezi’nde yer alan 2.5 milyonluk küçük Katar, Rusya ve İran’dan sonra dünyanın 3. büyük doğal gaz rezervine sahip ülkesi olarak gündeme geldi. Katar’ın ispatlanmış doğal gaz rezervleri dünya toplamının neredeyse yüzde 15’ini oluşturmakta. Katar’ın bu rezervleri, kimlerle ittifak içinde kullanacağı sorusu, küresel dev şirketlerin temel sorularından birisine dönüştü. Çünkü Katar, bugünden bakıldığında en az 100 yıllık gaz rezervlerine sahip olan ülke. 

İlk kez 1971 yılında Shell tarafından keşfedilen Katar doğalgaz yatakları, üretime 1990’lı yıllarda başladı. Doğal gazın çıkarılması ve nakliyesine ilişkin pek çok sorun yaşandı ki bunun en önemli nedeni sınır uyuşmazlıkları ve ikili politik engeller oldu. İşte Ortadoğu krizi döneminde Katar’ın Türkiye ile askeri, politik ve ekonomik yakınlaşması da bu dönemde gündeme geldi. Doğalgazın transfer hattının belirlenmesiyse, enerji şirketleri başta olmak üzere, İsrail açısından, Ortadoğu’da başlayan küresel savaşın gizli gündemi oldu.

Doğalgazın, önce İsrail’e oradan da Güney Avrupa’ya taşımasına dönük yatırım planı, doğrudan Arap-İsrail barışına bağlı olduğundan geçtiğimiz yıllarda politik engellerle karşılaşmıştı. Trump’ın körfez ülkeleri başta olmak üzere 55 Arap ülkesi ile yaptığı anlaşma bu krizin nihai çözümünü hedefledi.  

Gaz transferinde Rusya’nın ve eski dostları Suriye ile İran’ın, statükolarını koruyarak tercih ettikleri ve ‘İslam koridoru’ olarak tarif edilen alternatif transfer hattıysa İsrail’in bölgesel liderlik planı ile çatışma yaşıyor. 

Katar gazlarını keşfeden Shell’in teknolojisiyle, doğalgaz üretimine önemli ölçüde yatırım yapan Amerika, 2020 yılına kadar toplam üretiminin yarısını Shell üzerinden inşa etmeye niyetlendi. Amerika ya da Kanada tarafından üretilen gazın LNG ile dünya pazarlarına taşınması ihtimali, Katar gibi doğalgaz üreticilerini, kontrol edemediği rakipler olarak tanımlamasına neden oldu. Kontrol edilemeyen Türkiye ve Katar ittifakı ise çekidüzen verilmesi gereken bir olgu olarak gündeme geldi. Katar’a indirilen darbe bir yandan da enerji alanında bir üs olma çabası içerisinde olan İsrail’in de en büyük beklentisi. 

Günümüzde Katar’ı Avrupa’ya bağlayan bir boru hattı bulunmamakta ve Katar gazı LNG olarak tankerlerle Avrupa limanlarına taşınmaktadır. Ancak Katar’dan Avrupa’ya doğal gaz taşıyacak boru hattı projelerine AB yetkilileri olumlu bakmaktadır. AB için güzergâh çeşitliliği nasıl önem taşıyorsa, Avrupa pazarının genişlemesi, Katar gazı üretiminin, sürdürülebilir olması açısından önem arz etmektedir. Bütün bu başlıklardaysa, siyasal istikrar ve transfer yolunun kimlerce denetleneceği en önemli gündemler arasında. 

Kutsallara gönderme yapılarak hazırlanan savaşın senaryosunu, bir yandan tetikleyen pragmatik unsur enerji meselesi. Sorunun merkezinde ise önümüzdeki yüzyılın enerji transferinde çetin jeopolitik rekabet yatıyor. İki yol iki güzergâha yön veriyor; ilki İran, Irak, Suriye ve kuşkusuz Rusya ile olan doğalgaz transferi, diğeri ise Suudi Arabistan, Ürdün ve işgal edilebilirse Suriye’den geçerek İsrail merkezinden servis edilecek enerji transferi. İran ve Suriye başta İsrail olmak üzere ABD için ciddi tehdit oluştururken, AB için “rehabilite edilmiş” İran projesi kabul görüyor. Öte yandan rehabilite edilmiş İran tanımı nükleer savunmaya sahip olması ve Rusya ile yakınlığından endişe ile izleniyor. Trump’ın terör devleti İran tanımlamasına dönüşüyor İran. Washington’un “Esad gitmeli” saplantısı, Rusya-İran-Irak-Suriye ortaklığını kırmayı amaçlayan diğer bir nokta. 

Washington açısından kartlar açık: Rusya’yı, İran’ı ve “rejimin değişmediği” sürece Suriye’yi Doğu Akdeniz’deki enerji transferinin dışında tutmak ve doğal kaynaklarını da zapt etmek. Türkiye, Katar’ın boru hattı projesinde başlıca kavşak olarak anahtar bir rol oynarken, Rabia tutkusu ve Müslüman Kardeşlere yakınlığı nedeni ile İsrail için hala istikrarsız bir tehdit oluşturuyor. Ayrıca biliniyor ki, Katar’dan gaz transferi için Suriye ve Türkiye tek alternatif değil. Suudi Arabistan, Kızıl Deniz ve Mısır üzerinden de (dolayısı ile İsrail hakimiyetinde) kolayca Doğu Akdeniz’e ulaştırılıp Avrupa ve dünya pazarına geçiş yapabilir. 

Türkiye Katar’a asker yığarak ve Müslüman Kardeşler hareketine sadakatini belirterek belki de savaş sahnesinde kendi sonunu hazırlayan adımını atmış oldu. 

Trump gezegeninde, oyunun son kozu Trump… Oyunda zaferi elde eden içinse kazanç, madde dünyasında enerji yönetimi, kadim öğretide ise dünya imparatorluğunun yönetimi…